Aşkım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşkım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2011 Cumartesi

5 yılı bitirirken ...

Dün akşam yani 14 Ekim 2011 gecesi, canım sevgilim Pınar ile 5 yılımızı tamamladık, bugün 5+1günü yaşıyoruz.

Nasıl tanıştık, nasıl başladık, neler yaşadık bunları anlatmayacağım artık, çünkü blogumu takip edenler artık neredeyse bizi bizden iyi tanıyorlar. Ben çeşitli dönemlerde birlikteliğimizi kendimize göre tanımlıyor ve duyduğum mutluluğu zaten kelimelere dökmeye çalışıyorum.

Bu sıralar özel günlerimizi Ortaköy Banyan'da kutluyoruz, atmosferi, manzarası, servisi oldukça güzel ve kaliteli bu yeri o yüzden çok seviyoruz.

Akşam yine oradaydık, sevgili garsonumuz Can'a 5. yılı söylemiştim, daha masaya oturur oturmaz hemen birer margarita servisi yaptı bize.

Dün akşam 5 yılı doldurduk, akşam birbirimize baktık, beş sene önce baktığımız gibi, aynı güzellikle.

Merak etmeyin romantik bir yazı yazmayacağım :) Dün konuştuğumuz bir konuyu kaleme alacağım aslında.

Biz nasıl bu beş yılı birbirimize bu kadar saygılı ve sevgi dolu geçirdik. Pınar fikrini söyledi, ben fikrimi söyledim. Neleri doğru yaptık, neleri yanlış yaptık, onları konuştuk ve geldiğimiz nokta ikimizde de hemen hemen aynıydı. Biz aslında bir çok insanın birbirine gösterdiği sevgiden fazlasını göstermedik birbirimize, yani bizi bir arada tutan ana şey SEVGİ değil. Bizi bir arada tutan en önemli kriter, biz birbirimizi değiştirmedik, değiştirmeye çalışmadık, kendi benliklerimizi öne koymadık, birbirimizi tanımadan önce nasıl yaşıyorsak öyle yaşamaya devam ettik, sadece birlikte mutlu olmaya çabaladık. 

Bu söylediğime lütfen inanın, sevgi / aşk gibi sözcükler kelimelerle ifade edildiğinde mutlaka çok mutlu eden şeyler ama önemli olan onu duymanızdan ziyade hissetmeniz. Biz sevgimizden emin olduk, birbirimize güvendik, asla ben yoksam o da yok gibi düşünmedik, bilen arkadaşlarım var, ben de Pınar'da bir çok kez yalnız eğlenmişizdir, yemek yemişizdir, ama bunların hiç birisi bizim aramızda problem olmamıştır.

Önce kendine güven, sonra karşındakine mantığını biz ilişkimizde hep önde tuttuk. Sırf o mutlu olsun diye, mutsuz olacağımız hiç bir şey yapmadık. Fedakarlıklar yaptık mutlak ama bu kendimizin de arzu ettiği ve seve seve yaptığı fedakarlıklar oldu, karşımızdaki mutlu olsun diye yaptığımız fedakarlıklar olmadı, çünkü bu tarz yapılan fedakarlıklar gün gelir ben yaptım, sen de yap misillemesine dönebilecek şeylerdir.

Uzun uzun konuştuk, anlattık birbirimize, sonunda baktığımızda geçen 5 yılın içinde mutsuz, keyifsiz geçirdiğimiz anları anımsayamadık bile. Birbirimize saygımızı yitirmeden, anlayışla, güvenle ve sevgi dolu bir 5 yıl geçirmişiz, ne mutlu bize. Umarım daha nice seneler birlikte oluruz.

Buradan bizleri seven tüm dostlarımıza da teşekkür ediyorum. Bizim ilişkimizin bu kadar güzel olmasın da hiç şüphe yok ki, verdikleri sevgi ve pozitif enerjileri ile bu arkadaşlarımızın da rolü var. Geçirdiğimiz bu 5 yıl içinde onlarca keyifli, huzurlu, sevgi dolu arkadaşlarımız oldu, onlarla eğlendik, birlikte olduk.

Hepinize kucak dolusu sevgiler, ve canım sevgilim, iyi ki varsın ve benim sevgilimsin, seni seviyorum ....

Sevgilerimle,
Haluk
15.10.2011 12:30

14 Eylül 2010 Salı

Bin üç yüz on GÜN .........

Aşağıdaki  yazımı 14 Ekim 2009 tarihinde yazmışım, yani yaklaşık 11 ay önce. Bugün 14 Eylül 2010. Ve biz sevgilimle 3 yıl 11 ayımızı tamamladık bugün, yani DÖRT KOCAMAN SENEYİ tamamlamaya sadece 1 ayımız kaldı.

Yazılarımda  hep birlikteliklerin zorluklarını yazmışım, zamanın tadını çıkartmayı,  gereksiz şeyler ile mutluluğun gölgelenmemesini anlatmaya çalışmışım.

Genelde dışarıdan gazel okumak kolaydır, şöyle yapın, böyle yapın dersiniz, keşke şunları deneseydiniz dersiniz. Halbuki, önemli olan aslında sizin kendi hayatınızda neyi nasıl yaptığınızdır. Hani önce iğneyi kendinize batırıp, sonra çuvaldızı başkasına batırmanız gerekir.

Biz bunu şimdiye kadar yani, 1310 gündür başarmışız. Bizim de sorunlarımız olmuştur, olmaya da devam edecektir. Ancak bizim bu kadar uzun sürmesinde en önemli unsur, biz asla birbirimize saygıyı kaybetmedik, asla birbirimizin özgürlüğünü etkilemedik. Birbirimizi sıkmadık, germedik, kasmadık. Kızgınlıklarımızı da konuşarak ve birbirimizi anlamaya çalışarak GİDERMEYİ değil, ÇÖZÜMLEMEYİ tercih ettik. O yüzden de yaşadığımız sıkıntılı anların ardından kafamızda hiç soru işaretleri kalmadı.

Bugün 14 Eylül 2010 Salı günü 13:10. günümüzü tamamladık. Mutluluk zorla elde edilemez, mutluluk sadece bir tarafın mutluluğuyla da olmaz, karşılıklı bir denge varsa ve bu dengeyi etkileyen mutlu ve mutsuz anlar birlikte paylaşılabiliyorsa ve çözüm konusunda her iki tarafta istekli ve bu birlikteliği sürdürmek istiyorsa, bundan daha keyifli bir birliktelik yaşayamazsınız, çünkü siz bir şeyin hep farkındasınızdır, sevdiğinizin ve sevildiğinizin.

Buna yürekten inanmışsanız, gerisi teferruattır. 

Canım sevgilime geçen bu 4 senede bana verdikleri için, yaşattığı mutluluklar için çok teşekkür ediyorum. Yaşamımda olduğu için çok mutluyum, neşeli - hüzünlü anlarımda yanımda olduğu için çok mutluyum, nice 14'lü günlere diyorum, seni seviyorum Pınar'cığım..

Haluk
14.09.2010 13:10


-------------------------- 14.10.2009 tarihindeki yazım ----------------------

Dile kolay, tam 3 yıl, yani 36 ay, yani yaklaşık 1100 gün Pınar ile birlikteyiz.

İlişkilerin, sevgilerin, emeklerin, birlikteliklerin çok kolay yaşanıp, çok kolay tüketildiği bir zamanda 1100 günlük bir birliktelik.

İlişkimizi ilk konuşmaya başladığımızda, ben “ kısa süreli ilişkiler yaşadım, umarım seninle uzun sürer, ben elimden geleni yapacağım “ dediğimde Pınar dönüp gülümsemiş “ ben kısa süreli ilişkiler yaşamam “ demişti. O zaman ben de gülümseyerek “ zamana bırakıyoruz yani “ demiştim. Evet, zamana bıraktık ve bugün üçüncü yılımızı bitiriyoruz.

Aslında ilişkileri devam ettirebilmek hem çok zor, hem çok kolay. Bu sadece bizler için geçerli değil, bence bütün ilişkiler için geçerli.

İnceleyin, irdeleyin ilişkileri inanın zorlaştıran bizleriz. Herşeyden önce ilişkimizi başladıktan sonra öyle hızlı ve anlamsız bir şekilde üst noktalara taşıyoruz ki, sonradan, tanıdıkça yaşanılan olaylarda da aynı hızla düşmemize engel olamıyoruz.

Birbirimizi zaman içinde tanımaktan ziyade, birlikteliğin başında hem de tüketecek kadar hızlı tanımaya çalışıyoruz ve bir süre sonra bakıyoruz ki aradığımız, beklediğimiz kişi o değil, sonuç; kısa süreli birliktelikler, gösterilen ilginin yanlış anlaşılması veya yanlış yönlenmesi.

Bir yerden mi duydum, okudum veya kendim mi uydurdum bilemiyorum ama son beş altı senedir söylediğim bir şey var, o da “ Zamanı öne çekme, bırak zaman kendiliğinden gelsin “.

Biz bilinçli veya bilinçsiz Pınar ile birlikte bu kuralı uyguladık, birbirimizi tüketmeden, zaman içinde ve zamanında yaşadık yaşanması gereken ne varsa. Birbirimize saygımızı asla kaybetmedik. Her konuda anlaştık mı, hayır tabi ki, anlaşamadığımız noktalar oldu ama biz bir çok ilişkide zor yaşanan bir şeyi becerebildik diye düşünüyorum, biz konuştuk, belki tam zamanında değil ama her zaman birbirimizle konuştuk, olayı sıcağı sıcağına değil, soğuduktan sonra, daha objektif ama mutlaka konuştuk.

Yukarıda bahsettiğim gibi, zorlaştırmakta, kolaylaştırmakta bizim elimizde, biz birbirmiz için kolaylaştırmayı tercih ettik, zorlu anlarımız da dahi hep bunu düşündük, zaten ikimizden birisi daha farklı düşünseydi, bu ilişkinin 1100 güne dayanabilmesi mümkün değildi. Mutlaka ikimizden birisi pes ederdi.

Sonuçta bugünlere geldik, mutsuz anları iki elin parmakları kadar az olan koskoca 1100 gün. Saygının, sevginin ve birbirinin yaşamına duyulan önemin ve güvenin getirdiği mutlu bir 3 yıl.

Nice yıllara diyorum ve bütün arkadaşlarımın huzurunda Pınar’ın hayatıma getirdiği tüm güzellikler ve yaşattığı mutluluklar için İYİ Kİ varsın ve İYİ Kİ benim sevgilimsin diyorum, seni seviyorum Pınar Akdeniz.

Sevgilerimle,
Haluk
14.10.2009 00:30

9 Temmuz 2010 Cuma

Bir pasta, iki mum ...

Aşağıdaki yazımı 2007 senesinde yazmıştım, Ortaköy'de herzaman gittiğim Cheesecake'de yanımdaki masada yaşanmıştı, geçen gün Pınar ile Cheesecake'de buluştuk, sanırım 31 Mayıs Pazar günü, aklıma bu yazdığım yazı ve o minik pasta geldi, ben de ona böyle minik bir sürpriz yaptım :)))


Umarım yazımı beğenirsiniz..

Sevgilerimle,

Haluk
-----
Bu akşam ikinci defa karşılaşıyorum.

Bir tanesi Ağva'daydı. Yan yana yatan genç bir çiftti. Çok belliydi ki sevgiliydiler.

Bu akşamda öyleydi.

Bir masa, bir çift, ince dilim bir pasta, üstünde bir mum.

Özel, kişiye özel, sadece sevdiği ile paylaşılan.

Farklı bir mutluluk, bir sürü insana ile değil,sadece onunla, birlikte olduğu ile, belki sevdiği ile, ama özel, kişisel.

Herhalde çok farklı bir duygusallık.

Çaktırmadan izliyorum...............

Bir sarılış, hani kalabalığı önemsemeyen, nerede olduğunun, çevrende kimse olmadığının keyfinden kaynaklanan bir sarılış.

Sonra etrafına bakarak ama korkmayarak gelen bir öpücük.

Hani seni ne kadar sevdiğimi biliyor musun diyen tarzda, bunu benim için düşünmen ne kadar güzel diyen bir öpücük. Hani her şeye değer bir öpücük. Öptün mü veya öpüldün mü anlayacağın, sonsuza kadar yorum yapacağın bir öpücük.

İyi ki varsın, iyi ki benimsin öpücüğü.

Kısa süren, belki saniyelik, belki anlık ama o pasta ile öyle örtüşen ki, yeri gelip yaşamını bile riske edebileceğin bir şey.

Yaşayana anlatsan anlayacağı ama yaşamayanların asla anlayamayacağı bir şey.

Bir minik pasta, üstünde bir mum ve sadece iki kişi.

Bu her zaman olmaz, olmuyor da zaten.

Çok güzeller, şıklar, yakışmışlar.

Nice mutlu yıllara, nice mutlu senelere.........

Minik Mutluluklar ...

Pazar günü Pınar ile birlikte Ortaköy'den yürüyüşe başladık, planımız Arnavutköy'e kadar yürümek, orada bir çay içip geri dönmekti.


Kuruçeme'ye yaklaşırken etrafta o kadar çok balık tutan vardı ki, canım bir an da balık ekmek istedi, hani eskiden küçük balıkçı teknelerinde hemen yapar elinize tutuşturular, soğan da kenarda olur, hele Eminönü iskelesinin orada tadına doyamazdıız.

Düşüncemi Pınar ile payaştım, hadi o zaman gidelim yiyelim dedi, e ama dedim, artık balık ekmek yapan tekneler kaldı mı? gel gel ben sana bulurum dedi.

Kuruçeşme'den atladık bir otobüse, Hisar'ın yolunu tuttuk, ben hala bir yerlere tekne var galiba bildiği diyorum, yok bildiği tekne falan yok, Hisar'da girdi bir balıkçı lokantasına (ÇAPA), bize dedi iki tane ekmek arası balık, biraz da soğan, adamlar hay hay dediler, o mezgit, ben uskumru seçtim, 10 dakika sonra ekmek arası balıklarımız hazırdı, maliyeti mi 14 TL, oradan büfeye gittik, iki tane bira aldık, hepsi hepsi gedi bize 20 TL'ye.

Sonra gidip deniz kenarında bir banka oturup afiyetle yedik.

Şimdi bunu neden yazdım?

Eğlenmek ve güzel zaman geçirmek için ille çok para harcamanız gerekmiyor, bunu istemeniz yeterli. Bizim toplam 20 TL'ye deniz kenarında bir bankta oturup yediğimiz ekmek arası balık menüsünü, 10 metre arkamızdaki bir lokantada da yiyebilirsiniz, sanırım minimum 50-60 TL ödersniz, alkol varsa daha da fazla, deniz aynı deniz, hatta daha uzak, arada arabalar geçiyor, siz çok daha ucuza hem de denize sıfır ve aynı havayı teneffüs ederek yiyorsunuz.

Arabanız mı yok, dert değil, 1.5 TL ye otobüs sizi kapısına kadar götürüyor, otopark derdiniz yok, alacaksanız alkol sorunu yok.

Aynı şeyi hep Ortaköy içinde vermişimdir, aynı deniz ve manzara için 10 15 TL ödeyerekte eğlenebilir, vakit geçirebilirsiniz, 100 200 TL vererekte.

Önemli olan kendinizi mutlu etmeniz, olmayanlarınızla kendinizi mutsuz edeceğenze, olanlarınız ile mutlu etmenin yollarnı aramalıyız.

Ben Ortaköy'de yaşadığım için görüyorum her gün, oraya gelip iki bira alıp sahilde ayaklarını sallandıran da var, arkada kafelerde onarca para verip oturan da var. Aslıda manzara, hava, atmosfer herkes için aynı.

O yüzden diyorum ki, olmayanlarınız size hiç bir zaman engel olmasın, eğer içiniz istiyorsa kendinizi mutlu edecek ortamı mutlaka yaratırsınız, bahane aramak işin en kolayı.....

Sevgilerimle,
Haluk
13.09.2009 21:00

Bin üç yüz on GÜN .........

Aşağıdaki  yazımı 14 Ekim 2009 tarihinde yazmışım, yani yaklaşık 11 ay önce. Bugün 14 Eylül 2010. Ve biz sevgilimle 3 yıl 11 ayımızı tamamladık bugün, yani DÖRT KOCAMAN SENEYİ tamamlamaya sadece 1 ayımız kaldı.

Yazılarımda  hep birlikteliklerin zorluklarını yazmışım, zamanın tadını çıkartmayı,  gereksiz şeyler ile mutluluğun gölgelenmemesini anlatmaya çalışmışım.

Genelde dışarıdan gazel okumak kolaydır, şöyle yapın, böyle yapın dersiniz, keşke şunları deneseydiniz dersiniz. Halbuki, önemli olan aslında sizin kendi hayatınızda neyi nasıl yaptığınızdır. Hani önce iğneyi kendinize batırıp, sonra çuvaldızı başkasına batırmanız gerekir.

Biz bunu şimdiye kadar yani, 1310 gündür başarmışız. Bizim de sorunlarımız olmuştur, olmaya da devam edecektir. Ancak bizim bu kadar uzun sürmesinde en önemli unsur, biz asla birbirimize saygıyı kaybetmedik, asla birbirimizin özgürlüğünü etkilemedik. Birbirimizi sıkmadık, germedik, kasmadık. Kızgınlıklarımızı da konuşarak ve birbirimizi anlamaya çalışarak GİDERMEYİ değil, ÇÖZÜMLEMEYİ tercih ettik. O yüzden de yaşadığımız sıkıntılı anların ardından kafamızda hiç soru işaretleri kalmadı.

Bugün 14 Eylül 2010 Salı günü 13:10. günümüzü tamamladık. Mutluluk zorla elde edilemez, mutluluk sadece bir tarafın mutluluğuyla da olmaz, karşılıklı bir denge varsa ve bu dengeyi etkileyen mutlu ve mutsuz anlar birlikte paylaşılabiliyorsa ve çözüm konusunda her iki tarafta istekli ve bu birlikteliği sürdürmek istiyorsa, bundan daha keyifli bir birliktelik yaşayamazsınız, çünkü siz bir şeyin hep farkındasınızdır, sevdiğinizin ve sevildiğinizin.


Buna yürekten inanmışsanız, gerisi teferruattır. 

Canım sevgilime geçen bu 4 senede bana verdikleri için, yaşattığı mutluluklar için çok teşekkür ediyorum. Yaşamımda olduğu için çok mutluyum, neşeli - hüzünlü anlarımda yanımda olduğu için çok mutluyum, nice 14'lü günlere diyorum, seni seviyorum Pınar'cığım..

Haluk
14.09.2010 13:10


-------------------------- 14.10.2009 tarihindeki yazım ----------------------

Dile kolay, tam 3 yıl, yani 36 ay, yani yaklaşık 1100 gün Pınar ile birlikteyiz.

İlişkilerin, sevgilerin, emeklerin, birlikteliklerin çok kolay yaşanıp, çok kolay tüketildiği bir zamanda 1100 günlük bir birliktelik.

İlişkimizi ilk konuşmaya başladığımızda, ben “ kısa süreli ilişkiler yaşadım, umarım seninle uzun sürer, ben elimden geleni yapacağım “ dediğimde Pınar dönüp gülümsemiş “ ben kısa süreli ilişkiler yaşamam “ demişti. O zaman ben de gülümseyerek “ zamana bırakıyoruz yani “ demiştim. Evet, zamana bıraktık ve bugün üçüncü yılımızı bitiriyoruz.

Aslında ilişkileri devam ettirebilmek hem çok zor, hem çok kolay. Bu sadece bizler için geçerli değil, bence bütün ilişkiler için geçerli.

İnceleyin, irdeleyin ilişkileri inanın zorlaştıran bizleriz. Herşeyden önce ilişkimizi başladıktan sonra öyle hızlı ve anlamsız bir şekilde üst noktalara taşıyoruz ki, sonradan, tanıdıkça yaşanılan olaylarda da aynı hızla düşmemize engel olamıyoruz.

Birbirimizi zaman içinde tanımaktan ziyade, birlikteliğin başında hem de tüketecek kadar hızlı tanımaya çalışıyoruz ve bir süre sonra bakıyoruz ki aradığımız, beklediğimiz kişi o değil, sonuç; kısa süreli birliktelikler, gösterilen ilginin yanlış anlaşılması veya yanlış yönlenmesi.

Bir yerden mi duydum, okudum veya kendim mi uydurdum bilemiyorum ama son beş altı senedir söylediğim bir şey var, o da “ Zamanı öne çekme, bırak zaman kendiliğinden gelsin “.

Biz bilinçli veya bilinçsiz Pınar ile birlikte bu kuralı uyguladık, birbirimizi tüketmeden, zaman içinde ve zamanında yaşadık yaşanması gereken ne varsa. Birbirimize saygımızı asla kaybetmedik. Her konuda anlaştık mı, hayır tabi ki, anlaşamadığımız noktalar oldu ama biz bir çok ilişkide zor yaşanan bir şeyi becerebildik diye düşünüyorum, biz konuştuk, belki tam zamanında değil ama her zaman birbirimizle konuştuk, olayı sıcağı sıcağına değil, soğuduktan sonra, daha objektif ama mutlaka konuştuk.

Yukarıda bahsettiğim gibi, zorlaştırmakta, kolaylaştırmakta bizim elimizde, biz birbirmiz için kolaylaştırmayı tercih ettik, zorlu anlarımız da dahi hep bunu düşündük, zaten ikimizden birisi daha farklı düşünseydi, bu ilişkinin 1100 güne dayanabilmesi mümkün değildi. Mutlaka ikimizden birisi pes ederdi.

Sonuçta bugünlere geldik, mutsuz anları iki elin parmakları kadar az olan koskoca 1100 gün. Saygının, sevginin ve birbirinin yaşamına duyulan önemin ve güvenin getirdiği mutlu bir 3 yıl.

Nice yıllara diyorum ve bütün arkadaşlarımın huzurunda Pınar’ın hayatıma getirdiği tüm güzellikler ve yaşattığı mutluluklar için İYİ Kİ varsın ve İYİ Kİ benim sevgilimsin diyorum, seni seviyorum Pınar Akdeniz.

Sevgilerimle,
Haluk
14.10.2009 00:30