Arkadaşlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkadaşlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Çufçufun ardından ....

böyle bir konuyla içinizi karartmak istemezdim aslında


ama yazmamı da engelleyemiyorum

dün gece annemlerde iftar yemeğindeyken, neil aradı

haluk dedi, bizim çufçuf hakan var ya

evet dedim,

bugün kalp krizinden vefat etti, yarın cenazesi var

öylece kaldım

1986-1998 seneleri arasında Netaş'ta çalıştığım dönem ve çufçuf R&D de

ben de 1991 senesinde müşteri hizmetlerinden, R&D 'ye transfer oluyorum

o zamanlar 200 kişi civarı, çufçuf hakan'da Domestik R&D'de tasarımcı

bizim R&D'de meltem diye şeker mi şeker bir kız arkadaşımız var

sevdiler birbirlerini evlendiler

1998 senesine kadar birlikte çalıştık, dünya tatlısı iki insan

çufçuf'da öyle yaşlı birisi değil, 1962'li bildiğim kadarıyla

bir çok ölüm duyarsınız da, sadece başı sağolsun dersiniz

ama yakınınızdan birisiyse, hele aynı yaş grubundaysanız

hem onu hem kendinizi düşünürsünüz

kurduğunuz ama gerçekleşemeyen hayallerinizi, yapmak isteyipte yapamadıklarınızı

kim bilir ne planları vardı, yazlığı vardı Dikili taraflarında, onu satmaya gitmiş ve orada kalp krizi geçirmiş

ve vefat etmiş

ölüm gerçekten çok acı, düşünsenize yoksunuz artık, yaşam devam ediyor ama sizsiz....

başımız sağ olsun

umarım arzu ettiği gibi yaşamıştır

paylaşmak istedim............

Cavit, Recep Alabayım ve Ali ....

Biobak'ın benim iş yaşamımda çok önemli bir yeri vardır. Profesyonel yöneticilikten vazgeçip ticarete atıldığımda çok başarılı olacağımı düşünüyordum, çok uzun sürmeyen son derece başarısız bir denemeden sonra tekrar profesyonel yöneticiliğe Biobak'ta 1999 senesi sonlarında başlamıştım.


Bir Teknik Servis Yöneticisi arıyorlardı, ancak konu ilanda anlatılmamıştı. Görüşmeye gittiğimde 15 kişilik bir grubunun beklediğini gördüm, hepimizi bir odaya aldılar ve sonradan çok iyi bir dostum olan İnsan Kaynakları Müdürü Vedat Erol, önce şirketi tanıttı, Biobak dedi, Bioloji ve Bakteriyolji'den geliyor. Daha 15nci saniyede ben koptum. Benim burada ne işim var diye düşünmeye başladım, ben 12 sene Netaş yani Telekom ve IT, öncesinde de elektronik sektöründe çalışmışım, hayatımda da hastaneye sadece ziyarete giden birisiyim. Ara verildi o arada Vedat'a sordum, sanırım yanlış çağırdınız dedim, ben sizin anlattığınız hiç bir şeyden anlamadım ve anlamam da. Vedat güldü, yok dedi, biz sizin kurumsal yönetim tecrübenizden dolayı çağırdık.

Neyse uzatmayayım, işi ben aldım. Yönetim kadrosu, çalışanlar ve ekibimle tanıştım.

Recep Albayım, Satış & Pazarlama'da görev yapan bir emekli Deniz Albayıydı, şirketi sevmem de çok büyük rolü vardı, Cavit benim bir numaralı yardımcımdı, Ali ise Uygulama Uzmanı. Onların Biobak mazisi çok daha fazla.

Klasis otelde ki seminer & eğitim ile birlikte başlayan iş arkadaşlağımız sonraki dönemlerde fazlasıyla devam etti, hepimiz bir aile gibiydik.

Önce Cavit'i kaybettik, 8 Ocak 2003 tarihinde Diyarbakır'daki bir arıza için gittiği THY uçağı düştü. Onu orada kaybettik, acımız sonsuzdu. Cavit çalıştığı dönemde en sevilen bir ağabeydi, hepte öyle kaldı. Ben 2004 sonu gibi ayrıldım, daha sonra sanırım 2006 senesinde Recep Albayımı kaybettik, onunki kalp kriziydi, ama beklenmedik bir anda gelen kalp krizi. Sonunda da bugün Ali'yi kaybettiğimizi öğrendik, Sivas'a doğru Elazığ'dan arabasıyla yola çıktığını ve sonra bir uçuruma yuvarlandığını ama kazadan dolayı deil, soğuktan donarak vefat ettiğini öğrendik.

Ben uzun bir süre sonra bu gece ağladım, hem Ali'ye hem diğer dostlarıma...

Genç yaşamların bu kadar kolay ortadan kaybolmasını, hayatın bu kadar ucuz olmasını kabullenemiyorum. Hayatımda 10 12 değişik işyerinde çalıştım, En uzunu Netaş'dır. Biobak'ta sadece 4 sene çalıştım ama Biobak'ta çalışanlar ile hala görüşüyoruz, yemekler yiyoruz, toplanıyoruz.

Biobak'tan kimse kopamadı, öyle zorlu anları birlikte yaşadık ki, Biobak'tan ayrılsak bile, Biobak ruhu devam etti, zaman buldukça görüştük, en son benim katıldığım toplantıyı Ortaköy'de yaptık, Genel Müdürümüz Tülin Erdin Hanımefendi de geldi. Ali ile benim arama oturdu.

Ali'yi gerçekten çok severdim, bir insan bu kadar beyefendi, bu kadar kibar ve anlayışlı olabilir. 4 sene birlikte bir çok yerde çalıştık, bir kez dahi yakındığını görmedim. Çok iyi bir babaydı, bir kızı vardı, sanıyorum son zamanlarda bir tane daha çocuğu oldu.

Son söyleyeceğimse, daha bundan 1 ay evvel beni aradı, Haluk Bey dedi, siz iyi bilirsiniz, arkadaşlarımız, eşlerimizle bir fasıl yapıp eğlenmek istiyoruz, nereyi tavsiye edersiniz. Ortaköy'de bir mekan tavsiye ettim, ertesi gün aradı, memnuniyetini anlattı, teşekkür etti ve inşallah bir sonraki toplantımızda birlikte oluruz Haluk Bey dedi, ben de inşallah dedim. Bu son konuşmamızmış.

Neticede ölüm olacak, hepimiz öleceğiz ama ölümler zamansız gelince insan çok üzülüyor, yaşamınıza bakıyorsunuz, irdeliyorsunuz, ne kadar çok yapmak istediğiniz şey var ama zamanınız yok, ne kadar anlamsız sinir ve stresler yaşıyoruz, ne kadar manasız kavgalar, küslükler yaşıyoruz, hepimiz biliyoruz bunu ama iş uygulamaya gelince yarım saat üzülüp, sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Buradan Recep Albayımı, sevgili Cavit'i ve dostum Ali'yi rahmetle anıyorum, mekanınız cennet olsun, Allah rahmet eylesin...

Haluk
24.03.2009 Ortaköy

9 Temmuz 2010 Cuma

Bu yazım ERDEM çifti için ....

Uzun zamandır yapmak istediğim bir şeydi, onlar için bir yazı yazmak, bugün paylaşımları görünce tamam dedim zamanı geldi, otur klavyenin başına ve içinden geçenleri dök.


Sanırım bundan iki üç sene önceydi, eski cember.net dostlarımızdan birisi bir gün neden dergi çıkartmıyoruz dedi, hadi toplanalım dedik, konuyla ilgili on - on beş kişi kadar Taksim'de bir yerde toplandık. Sevgili Pınar Erdem ile orada tanıştım, son derece kibar, güler yüzlü ve hoş sohbet bir hanımefendi.

O günden sonra arada sohbet etmeye başladık, kendisi edebiyatçı ve kitap olaylarını en iyi bilenlerden, benim de o zaman yazılarım var, roman denemelerim var, bastırabilir miyim acaba diye sohbet ediyoruz, seve seve yardımcı olurum dedi, biz benim yazılarım ve kitaplarım üzerine bilgi alış verişi yapmaya başladık.

Daha sonra sevgili eşi ve üstadımız Hattat Taner Erdem ile tanıştık, alçakgönüllü bir üstad, hattalığın heralde son noktasında, o sene Ramazan'da Taksim'de minik bir stand kurmuşlardı, orada da ziyaret ettik. Sonra bir çok işi bir arada götüren üstad bizi bir gece şiir dinletine davet etti, ona da gittik ve dostluğumuz daha güçlendi.

Geçen sene doğum günümde hiç haberim olmadan sevgilim Pınar'ın organizasyonu ile Pınar Erdem ve bir kaç arkadaşım el birliği yaptılar ve benim yazılarımı içeren bir kitap hazırladılar, yine bu kitapta yer alan bütün yazılarımın editörlüğünü Pınar Erdem yaptı, hem de hiç bir maddiyat düşünmeden.

Bunlar benimle ilgili yanları ama esas söylemek istediğim her ikisinin hayata karşı gösterdiği birlik ve beraberlik. Adına yazı mı dersiniz, şiir mi dersiniz, hattatlık mı dersiniz, radyo programı mı dersiniz, ne derseniz deyin, ikisi de yaşamlarındaki olayları öyle güzel paylaşıyorlar ki. Hem birbirleri ile, hem bizler ile.

Pınar'ın üstadımızın yaptıklarından, paylaşımlarından, eserlerinden duyduğu gurur ve mutluluğu yaşıyorsunuz, üstadım ne yaparsa yapsın eşinin yanında dikiliyor, destekliyor. Üstadım da en güzel sevgi ve aşk şiirlerini eşi için okuyor, hatta biliyorsunuz arada düetler yapıyorlar ve bizler de bu düetleri keyifle seyrediyoruz.

Hayranım sizlere üstadım ve Pınar Hanım, gerçekten. Bu kadar yozlaşmış, hayatın zor şartlarında ezilmiş, sevgiyi, aşkı unutmuş insanların arasında paylaşımlarınızla ayakta kalıyorsunuz. Birlikteliğinizi alkışlıyorum ve gençlerin örnek almasını diliyorum.

Allah mutluluğunuzu daim etsin, sizi seviyorum......

Sevgilerimle,
Haluk
29.09.2009 11:00

Bir güzel dost - YELDA

Hani arkadaşlarınız, dostlarınız vardır, olmazsa olmazlardan, işte Yelda benim öyle bir arkadaşım, dostum hatta biraz daha öteye gideceğim, kardeşim.


Yelda ile ben daha evliyken netten tanıştık, sanıyorum 1998 sonları, o günlerde MSN ve bugünkü sohbet araçları yok, IRC odaları ve meşhur ICQ var, ICQ üzerinden birbirimizi hiç görmeden uzun uzun sohbetler ettik, o günlerde bile net arkadaşlığı zor sağlanırken biz arkadaştan öte dost olduk, sonra da tanıştık.

Bugün geriye doğru baktığımda geçen yaklaşık 12 senedir hiç birbirimizden kopmamışız, sıkıntılı anlarımızda, neşeli anlarımızda, özel günlerimizde hep birlikte olmuşuz. Her zaman birbirimizi arayıp sormuşuz, bazen görüşemediiğmiz, konuşamadığımız zamanlar olmuş ama bunu hiç dert etmemişiz.

Yelda, diğer adıyla GEYŞAM benim her zaman yanımda yer aldı, bu net dünyasında bir çok arkadaş edindim ama Yelda en eski arkadaşım, her ne kadar adına net arkadaşlığı da deseniz, bugün baktığımda ne MSN de konuşuyoruz, ne bir başka net ortamında, canlı kanlı görüşüyoruz.

Bugün onun doğum günü, her sene birlikte kutladığımız gibi bu sene de birlikte kutlayacağız, bu sefer ben onun hakkında kısa da olsa onu ne kadar sevdiğimi ve yanımda olduğu için ne kadar mutlu olduğumu ifade etmek istedim. Kardeşim olsa bu kadar severim, o yüzden de aile özel günlerimizde bile Yelda'yı hep yanımda görmek isterim ve o her zaman benim yanımda olur.

Son söz sana geyşam, seni ne kadar çok sevdiğimi kelimelerle anlatmak sanırım olanaksız, zaten sevgi adına kelimeleri çok iyi kullanabilen birisi de değilim, ilişkileri güzel yazarım da, sevgi üstüne başarılı olduğumu zannetmiyorum, seni çok seviyorum, iyi ki varsın ve hayatımdasın.

Birlikte ve sevdiklerinle daha nice güzel yaşlar diliyorum Yelda'cığım, tüm mutluluklar senin olsun, o sevgi dolu kalbin hep mutlu olsun canım.

Seni seviyorum.

Çapkının Haluk

21.11.2009
Ortaköy 15:28

Yobazım ben yobaz ...

Geçenlerde yaşadığım bir olayı sizlere anlatmak istiyorum, çünkü bugüne kadar MAGANDA ve YOBAZ diye hiç nitelendirilmemiştim.


Ortaköy’de gittiğim bir bar’da geçiyor bu olay, bir Çarşamba akşamı çok sevdiğim bir kardeşim tek başına müzik yapıyor, içeride ben varım bir masada, hemen yanımdaki masada iki bayan oturuyor, bir de biraz ileride bir masada iki erkek bir bayan oturuyor.

Ortam loş, gitarist hafif bir müzik çalıyor ve söylüyor, ben ve yanımdaki iki bayan dinliyoruz, o masa da ise bir sohbet, bir sohbet sormayın gitsin. Neler konuşulduğunu anlayamasak bile, müzikle aralarının olmadığı kesin.

Adamlardan biri, bir ara romantik bir pop şarkının çalındığını ve söylendiğini fark ediyor, “ Azizim “ diye sesleniyor gitariste, “ biraz kıvrak bir şeyler çalsana”. Tabi onun için bizlerin dinlemesi önemli değil, gitarist, tamam bu şarkıdan sonra der gibi başını sallıyor. Gerçekten de şarkısını bitirince biraz kıvrak bir şarkıya geçiyor.

Daha parça başlar başlamaz adam piste fırlıyor, şarkıyla uzaktan yakından alakası olmayacak bir şekilde, hani şu Kolbastı oyununu andıran oynak bir türkü ile oynadığını düşünerek başlıyor dans etmeye. O kadar alakasız ki, kızlar da ben de gülüyoruz bu duruma. Bu sırada kadın da kalkıyor, 35 yaşlarında güzelce bir kadın, adama nasıl oynaması gerektiğini anlatmaya çalışıyor ama adam kadını da aynı tarzda oynatmaya niyetli, sahnede bir tiyatro izliyoruz.

Kadın baş edemeyince tekrar oturuyor, adam ise hala sahnede, izlendiğinin de farkında, özellikle de benim yanımdaki masada bulunan iki bayan tarafından. Bu onu daha da çok coşturuyor, gitarist ikinci parçayı artık adamın oyununa yakın bir parça seçerek söylemeye başlıyor.

Bu sefer masadaki diğer adam ve kadın da başlıyor oynamaya. İnanılmaz bir üçlü, hadi yine kadın biraz parçaya yakın dans ediyor adamlar tamamen uzak, bu arada da zaman zaman masaya kadar gidiliyor ve rakılar içilip sahneye dönülüyor.

Bir süre daha dans ettikten sonra adamın aklına yavaş dans geliyor, gitariste dönerek yavaş dans çalmasını söylüyor ve daha gitarist başlamadan kadını dansa kaldırıyor. Müthiş romantik bir dans, kadını atıp tutmalar, ters dönüşler falan muhteşem ötesi komik, bazen kadın beklerken iki ters, bir düz takla atar konumlara geliyor, buraya kadar yan masam ve ben sadece seyirci konumundayız ve gerçekten çok eğleniyoruz, çünkü izlendiğini bilen adam şova başlıyor.

Ne oluyorsa bu sırada oluyor, adam birden dans ettiği kadını bırakıp, yanımdaki masada oturan kadınlardan önce birini dansa davet ediyor, ısrarına rağmen kadın kalkmayınca, daha sonra ikincisini davet ediyor, o kadın da kalkmıyor. Adam üzgün bir şekilde yere diz çöküp, Avrupa yakasının Burhan’ı gibi “ Ama beni çok üzdünüz “ diyor, yerine geçmek üzereyken de, kadının kulağına bir şeyler fısıldıyor.

Ne oldu, olacak derken, kadın gelip beni dansa kaldırmak istiyor, ben kalkmayınca da, o da son derece kızgın masasına dönüyor. İşte bu andan sonra gecenin kahramanı ağabeyimiz, rakı kadehini fondip yapıp, gecenin konuşmasını bağıra bağıra yapıyor “ İşte “ diyor “ İşte bu yobazlar yüzünden Türkiye bir yere varamaz, magandalık parayla mı, bunlar mı çağdaş Türkiye’nin kadınları erkekleri “ diyerek, topluyor masada eşyalarını ve arkadaşlarıyla birlikte sinirli bir şekilde barı terk ediyor.

Yani gülsek mi ağlasak mı, kadınlar bana bakıyor, ben kadınlara bakıyorum, bar sahibi arkadaşım bize bakıyor. Ve sonra tabi kahkaha kopuyor ve gece devam ediyor.

Gerçekten kamera şakası gibi geceydi, bu anlattıklarımı bir gözünüzde canlandırın, hele o sinirle “ Yobaz bunlar yobaz “ deyişini, ben hiç unutmayacağım )

Sevgilerimle,
Haluk
18.02.2009 20:00

Kanka ..

Son zamanlarda çok fazla duyulan bir kelime KANKA. Üşenmedim Kanka kelimesini google'dan araştırdım. İnternet sözlüğüne not bırakanlardan anladığım kadarıyla çok sevilmeyen bir kelime. Çeşitli tanımlar var, ancak ben bir tanesini çok beğendim. Kanka, kan kardeş, kendinizi onda gördüğünüz kişidir demiş.


Sizlerin bir kankası var mı diye sormayacağım, artık benim yok diyene pek kimse inanmıyor. Adına kanka demeseniz bile herhalde sizin her şeyinizi bilen birisi vardır mutlaka. O kişi ki, hayatınızdaki her şeyi paylaştığınız, bir gününüzü bile onunla konuşmadan geçirmediğiniz. Bir çok arkadaşınızın derdine, sıkıntısına üzülür veya sevinçlerini paylaşırsınız ama onunla paylaştığınız dert ve sevinç daha bir farklıdır.

Benim kardeşten öte diyebileceğim bir kankam var. Adı Üner. 1986 yılında başlayan dostluğumuz, bugün hala sürmekte. O kadar birbirimizi sevip, arkadaşlığımıza değer veriyoruz ki, oğullarımızın isimleri bile aynı. Benim ki büyük Hazar ve küçük Hazar büyük Hazar'dan 3 yaş küçük.

Laf aramızda kankamın biz arkadaşları arasında lakabı "Her eve lazım" dır :) Neden derseniz, arabayla gidiyorsunuz, yolda mideniz ağrıdı, kompensanı mevcutdur, eliniz, ayağınız kesildi hemen yarabandı mevcutdur. Bir yardıma gereksinmeniz var, tereddütsüz yanınızdadır. Elinden her iş gelir, gelen işleri de baştan savma yapmaz.

Ben hareketli birisiyim o ağır, ben dans etmeyi severim, o dans edenleri seyretmeyi sever, ben araba kullanmasını sevmem, o bayılır, ben sigara-içki içerim,o sigara hayatında içmemiştir ama azıcık içki içer. Yani anlayacağınız, ortak noktalarımız ve zevklerimiz birbirinden çok farklı olmasına rağmen, 20 yıldır bir tek gün kavga etmemişiz, tartışmamışız ve kırılmamışızdır. Yapacağımız işleri, yapmamız gereken işleri aksiyoan dökmeden mutlaka oturmuş konuşmuşuz ve objektif tartışmışızdır.

Hayatında böyle insanları olan kişiler olarak ne kadar şanslıyız, örneğin; bir yolculuğa çıkıyorsunuz, gideceğiniz yere vardığınızda, nasıl sağ salim gittin mi diye sizi merak eden ve soran (saatten bağımsız), rahatsızlığınız da işini gücünü bırakıp sizin için koşturan birisinin hayatınızda olması ne kadar güzel bir duygu değil mi? Yada bir şeye sıkıldınız, üzüldünüz, paylaşmak istiyorsunuz, tereddütsüz arayacağınız birisinin olması.

Ben bir çok insan sevmesede KANKA lafını onun için kullanmayı seviyorum, benim için o herkesten farklı, bir kardeş gibi ama bazen kardeşten de öte, varlığını bilmek bile beni mutlu ediyor. Hayatım boyunca dostum, arkadaşım, kardeşim olacak bir insandan bahsettim, Üner'cim seni seviyorum, iyi ki varsın ve iyiki benim kankam, kardeşimsin........sevgiler 21/10/2005