Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2012 Çarşamba

Sen neymişsin be GANA ....

GANA nerede biliyor musunuz?

Bir çoğumuz AFRİKA'da olduğunu biliyor, tamam. Peki tam olarak nerede? İşte yandaki haritaya baktığınızda görebilirsiniz nerede olduğunu.

Hayırdır nereden çıktı bu GANA diyebilirsiniz, bu yazıyı yazana kadar GANA ile ilgili yazı yazma fikri aklımda bile yoktu. Eve geldim, televizyonu açtım, Trabzonspor - İstanbul Güngörenspor ile oynadığı kupa maçını izliyorum. Spiker Güngörenspor hakkında bilgi verirken şimdiye kadar hiç galibiyet alamadığını, ligde son sırada olduğunu ve ligin en çok gol yiyen takımı olduğundan bahsetti, bu arada Güngörenspor 2. Ligde mücadele ediyor.

Buraya kadar normal, maçı seyrederken Güngörenspor'daki zenci oyuncular dikkatimi çekti, kimlermiş bunlar falan derken, öğrendim ki GANA'lı futbolcularmış, 3 tane Gana'lı birden. 2. Ligde mücadele eden ve ligin dibine yerleşmiş, gol yeme rekoruna koşan bir takımda 3 tane GANALI oynuyor.

Sakın yanlış anlaşılmasın, burada Irkçılık, Milliyetçilik yapmak istemiyorum, ASLA. Sadece Türk Futbolu adına duyduğum üzüntüyü dile getiriyorum. Bu 3 Gana'lıya kim ne kadar para verdi ve getirdi bilmiyorum ama yani klasmanda dibe oturmuş bir takımda bu adamların yerine oynayacak hiç mi TÜRK futbolcusu yok?



Sonra merak ettim, Gana'ya baktım, ekonomisine, nüfusuna ve bir diğer merakım da acaba Türkiye'de kaç tane Gana'lı futbolcu olduğuna baktım, benim bulabildiğim yaklaşık OTUZ ( 30 ). Düşünebiliyor musunuz Gana'dan 30 futbolcu sadece Türkiye liglerinde futbol oynuyor, artık Dünya'da kaç tanedir bilemeyeceğim. Biz bir Arda'yı gönderdik diye kasık kasık kasılıyoruz. Ve bu futbolcular UEFA nezdinde Uluslararası statüde burada oynuyorlar, yani parasını ödemediniz mi bizim Türk Futbolcular gibi razı gelmeyip UEFA'ya şikayete falan gidebilirler.

Yazık değil mi arkadaşlar, iyi futbolcular, sonucu değiştirebilecek futbolcular tabi ki gelsin, sözüm yok ama 30 tane Gana'lıdan Süper Lig de oynayanları bir kaç tane ve biz bu futbolculara DÖVİZ ödüyoruz. Bırakın parasını bir kenara, onların yerine gelmesi, oynaması gereken Türk gençlerine yazık oluyor.

Neyse, ne bileyim ben garibime gitti, üzüldüm. Hem gençlerimize yazık, hem paramıza....

Sevgilerimle,
Haluk
11.01.2012 19:00

23 Ekim 2011 Pazar

GOOOOOOLLLLLLLLLL....Golün adını unuttuk, neden mi?

Futbolumuz günden güne ilerliyor mu, geriliyor mu bilemem ama gerileyen bir şey var ki, o da GOL sayısı.

Nereden aklıma geldiyse ligtv'nin web sayfasından İngiltere, Almanya, İspanya ve İngiltere'nin puan durumlarına ve gol sayılarına baktım, bir de döndüm bizim değerlere baktım, inanın arada dağlar kadar fark var.

Tamam bazı ligler bizden 2 takım fazla oynuyor, bazılarında ise 9. hafta, bizde ise 7. hafta bitti. Bunları da hesaba katıyorum.

İspanya'ya bakalım mesela; Real Madrid 8 hafta sonunda 19 Puan ile LİDER, takipçisi Barcelona 18 puanla ikinci, sadece ikisinin attığı gol sayısı 54 ( Real Madrid 28, Barceloan 26 ). Lig 20 takımla oynanıyor ve atılan toplam gol sayısı 189.

İngiltere'ye bakalım; Manchester City 9 hafta sonunda 25 puan ile LİDER, takipçisi Manchester United 20 puanla hemen arkasında ki - son maçta City, United'ı 6-1 gibi bir skorla yendi. Bu iki takımın attığı toplam gol sayısı kaç biliyor musunuz? Tam 59 ( City 33, United 26 ). Lig 20 takımla oynanıyor ve atılan toplam gol sayısı 246.

Almanya'ya bakalım; Bayern Münih 10. hafta sonunda 22 puan ile LİDER, takipçisi Dortmund 19 puanla ikinci. Sadece bu iki takımın attığı gol adedi 46 ( Bayern 26, Dortmund 20 ). Lig  bizim gibi 18 takımla oynanıyor ve atılan toplam gol sayısı 257.

Son bir de İtalya'ya bakalım; Udinese 7. hafta sonunda 17 puan ile LİDER, takipçisi Atalanta ise 16 puanla arkasında. Bu ikisinin attığı gol adedi 20. Lig 19 takımla oynanıyor ve atılan toplam gol sayısı 166.

Şimdi anamızın ligine dönelim; Fenerbahçe 7. hafta sonunda 17 puanla LİDER, takipçisi Galatasaray 16 puanda. Her ikisinin attığı gol toplamı 22 ( FB 12, GS 11). Lig 18 takımla oynanıyor ve atılan gol adedi 159. Banka Asya Ligi'de farklı değil, orada da 7. hafta ve 18 takımla oynanıyor ve atılan toplam gol adedi 148.

Rakamlar size de ilginç gelmedi mi? İtalya ile benzerlikler göstermekle birlikte, devler liginde yer alan takımların ve ülkelerin gol ortalamalarına bakın, hemen hemen aynı haftalardayız, İspanya - İngiltere - Almanya almış başını gitmiş. 200 üzerinde gol adedi. Sadece 1. ve 2. takımların atmış oldukları gol, bizim 12 takımın attığı gollerin toplamından bile  fazla neredeyse.

Gol'e taklıdım çünkü futbolun keyfi GOL. Golsüz ama muhteşem geçen maçlarda var şüphesiz ama futbolu bu kadar sevdiren şey GOLLER ve biz bunlardan yoksunuz. Vasat hatta kötü diyebileceğim zevksiz bir futbol, kırk yılda bir denk gelirse muhteşem goller ama genele bakın az gol ve vasat futbol.

Geçtiğimiz seneler de farklı değildi ama bu sezon iyiden iyiye hissediliyor artık. Bu yüzden de dikkat edin taraftarlar maça gelmiyor artık. Neden  gelsin? Bıktı artık orta saha - vasat futboldan, gol izleyemiyor, takımlar gol atmak için değil, gol yememek için planlar yapıyor.

Taraftar baskısı, mağlubiyet baskısı olmasın diye kimse artık hücum futbolu oynatmıyor. Eskiden 2 santraforla oynardı takımlar, şimdi kendi evinde bile neredeyse santraforsuz oynayacak. Orta Saha, güçlkü orta saha diye bir şey çıktı, takım topu sağdan sola verse orta sahada dönse başarılı oluyor, topu alıpta ileri giden yok, gol atmaya çabalayan yok.

Sakın bu Dünya genelinde demeyin diye size dünya genelini gösterdim, bu artık BİZİM sorunumuz, kimsenin değil. Yeteneksiz isimlere dünyanın parasını verip getirmekle olmuyor bu işler. İyi diye getirdiklerin de zaten bir süre sonra bakıyor ki burası cennet, kendisini yormaya tenezzül etmiyor.

Olan kime oluyor, TARAFTARA. Gol izlemek için, kazanmak için giden taraftar, saçma sapan futbol, kısır gol pozisyonları yaşadıktan sonra evine dönüyor, İngiltere, İspanya, Almanya maçlarını tercih ediyor seyretmek için. Hatta denk gelirse maç tercihini bu maçları seyretmeden yana kullanıyor, çünkü daha zevkli ve heyecanlı.

Umarım GOL problemimizi çözeriz de , eskisi gibi keyifli ve gollü maçlar seyrederiz.

Sevgilerimle,
Haluk
23.10.2011 22:30

12 Temmuz 2011 Salı

Şike olayına kişisel bakışım .....

Herkes yazdı, yazıyor ben de yazmak istedim.

Ben Galatasaray'lıyım, ancak Türk Futbolunun bugün geldiği durumu kendimce, becerebildiğim kadarıyla objektif aktarmaya çalışacağım.

ŞİKE konusu, yıllardan beri var olduğunu bildiğimiz ve son dönemlerde de sanki yasalmış gibi Teşvik Primi adı altında da konuşulan bir konu. Bunu bilmeyen yoktu ve hatta kendi aramızda hemen hemen her takımın yaptığına inandığımız bir konuydu. Buraya kadar sorun yok. Asla ispatlanamayan bir sürü dedikoduydu bizler için.

Sonra başta Aziz Yıldırım olmak üzere, her takımın yöneticilerinin üzerinde çalıştığı ve tüm şike, şiddet olayları çok büyük cezalar koyan yasa çıktı, bütün takımlar da bunu memnuniyetle karşıladı, buraya kadar sorun yok.

Sonra bu olay patladı, basın-medya şu bu derken ortalık karıştı. Deliller, fotoğraflar, izlenen telefonlar, takipler, ortada dönen dedikodular, henüz ispatlanmamış iddialar ve sonrasında tutuklamalar.

Şimdi bu olayı biz Ergenekon gibi mi yorumla malıyız? Ergenokon'da taraflar var, siyasi bir mücadele var ve bir tarafa Vatanseverler ve Yandaş Medya diye bölünmüş durumda. Uygulamalar aynı olsa bile iki tarafın mücadelesi var. Haklı haksızı tartışmıyorum, ama ortada uygulamalar var ve daha suçlarının ne olduğunu bilmeyen bir sürü insan senelerdir içeride tutuklu olarak yatıyor.

Peki bu ŞİKE olayında taraflar kimler? En çok konuşulan konu Fenerbaçe'nin şampiyonluğuna giden yolda Şike yapıp yapmadığı. Burada benim görebildiğim hiç kimse Fenerbahçe'ye karşı bir tavır almış durumda değil, yani hani kim Fenerbahçe'ye komplo kuracak? Rakip takımların yöneticileri mi? Öyle olmadığını dün yapılan Kulüpler Birliği açıklaması ile duyduk. Peki o zaman Fenerbahçe üzerine bahsedilen çirkin oyunları kim oynuyor? Kim burada Fenerbahçe'ye karşı bir tezgah, kumpas kuruyor?

Ben bunu anlayamıyorum işte. Dün TFF Başkanının açıklamasını dinledim, diyor ki " bugün birlik, beraberlik olma günüdür ". Hayretle karşıladığımı ifade etmeliyim. Neden Birlik-Beraberlik günü.

Bir veya birden fazla takım ŞİKE iddiası üzerine araştırılıyor, deliller var deniyor, sonra sorgulamaları yapılıyor ve tutuklanıyorlar. Sorgulamayı yapan Emniyet ve Uğur Dündar'ın dediği gibi gözleri yaşararak yapıyorlar çünkü bir çoğu Fenerbahçe'li. Sonra, sorgulayan Savcı, onların içinde de bir çok Fenerbahçe'li var, onlar da saatlerce sorguluyor ve sonra savcı tutuklanmalarını istiyor.


Buraya kadar nasıl bir tezgah olabilir? Kim kurmuş olabilir bu tezgahı? Fenerbahçe'nin düşmesini, kupalara katılmamasını, şampiyonluğunun geri alınmasını istemeyenler kim ki, bu kulübün başkanını, Aziz Yıldırım'ı tutukluyor?

Bir çok soru var ama yanıt yok. Bu yanıtı mahkemeler verecek, TFF de gereğini yapacak. Ancak şu unutulmamalı ki hiç bir Fnerebahçe'li bu olayın üstünün kapanmasını istememeli, neyse gerçekler ortaya çıkmalı. Buna destek vermeli.

Eğer bugün Fenerbahçe'li dostlarım HAYIR asla böyle bir ŞİKE Olayı yoktur, hepsi iftira, hepsi düzemece diyorsa bence Türk Futbolu'nun kaybetmesini istiyordur. Tam tersi onlar gerçeklerin ortaya çıkması için çabalamalı ve eğer gerçekten ortada Fenerbahçe'ye karşı kurulmuş bir tezgah varsa bunun  açıklanmasını istemelidir.

Aksi takdirde Fenerbahçe, Şike üzerine bir de TFF ve Kulüpler Birliği'nden Korunan bir kulüp  olarak tarihe geçecektirdir.

Sevgilerimle,
Haluk
12.07.2011 11:30

20 Mayıs 2011 Cuma

Fatih Terim ve Galatasaray

Galatasaray söz konusu olunca bu yazıyı yazmamam olanaksızdı :)

Son derece kötü geçen bir kaç sezondan sonra Galatasaray Fatih Terim ile üçüncü kez anlaştı. Bu artık kesinlik kazandı.

Bir kaç zamandır gerek Galatasaray'lılar, gerek diğer takımları tutan arkadaşlar ile konuşuyoruz, kim gelmeli? Kim bu kötü gidişe dur diyecek? Kim toplayacak bu takımı?

Her kafadan bir ses çıkıyor doğal olarak. hani biz de nasıl 70 milyon hakem, 70 milyon Teknik Direktör ve 70 milyon da Yorumcu varsa, bu konuşmalar da aynen öyle yapılıyor.Bugünden Galatasaray'ı seneye şampiyon yapan da var, yine bu durumlar devam eder diyen de.

O zaman o 70 milyondan birisi olarak ve sıkı bir Galatasaray'lı olarak ben kendi düşüncelerimi aktarayım.

Ben Fatih Terim'in Futbol bilgisine ve Motivasyonuna inanmış birisiyim. Bir kez daha başa gelmesine açıkçası sevindim ama bu sevincim açıkçası çok fazla sportif başarıya odaklı değil.

Fatih Terim'e bir şans daha verilmeliydi diye düşünmemin ana nedeni, ya bu efsane olmuş isim tekrar BAŞARI kazanacak -ki başarı artık şampiyonluktur, veya bir daha gündeme gelmeyecektir. İlk geldiğinde yer yerinden oynadı, müthiş bir takım yarattı ve UEFA / Süper kupa alındı. En tepedeyken de bence doğrusunu yaptı ve bıraktı.

Sonra geldi, son derece başarısız bir dönem geçirdi, bunda sadece Fatih Terim'in değil ucuza alınmış oyuncuların da etkisi oldu ama sonuç önemli olunca BAŞARISIZ oldu.

Yani durum şu anda BERABERE, bir başarısı, bir başarısızlığı var.

Şimdi elinde bunu tekrar Başarıya çevirebilme durumu var. Bundan sonra yeni Galatasaray Yönetimi, Futbolcuları ve tabi istediği transferlerin yapılması ile göreceğiz.

Eğer Fatih Terim'e bu görev verilmeseydi, bence yeni alınan Teknik Direktör kim olursa olsun üstünde hep bir Fatih Terim kılıcı olacaktı. Başarısız sonuçlarda taraftar Fatih Terim diye inletecekti stadı. Bu da yöneetim açısından ileride bir kaosa ve yine başarısızlığa neden olacaktı. Ali Şen Başkan, Fenerbahçe Şamppiyon sloganlarını anımsayın. Ali Şen senelerce her başarısızlıkta anıldı.

Hepsinin ötesinde kişiliğini, ukalalığını sevmeyebilirsiniz ama o bugün halen Türkiye'nin yetiştirdiği en iyi bir kaç teknik Direktör'den birisidir. Onun da başarıya gereksinmesi vardır.

Bu noktadan sonra Galatasaray taraftarının yapması gereken bence takımının ve Teknik Direkötürünün arkasında durmak olmalıdır diye düşünüyorum.

Sevgilerimle,
Haluk
20.05.2011 10:00

29 Aralık 2010 Çarşamba

Ali Sami Yen'den ARENA'ya.....

Tarihi günlerimden birini yaşadım desem yalan olmaz. Sabah Murat aradı, bugün müsaitsen gidelim GS Telekom Arena'dan kombine alalım dedi, olur dedim, öğleden sonra saat üç gibi geldi ve Ali Sami Yen stadına gittik. Bu kez şunu söylemeliyim ki çok profesyonelce hazırlanmışlar. Kalabalık yok, kuyruk yok, gayet güzel sıcacık odalarda oturup, kombinenizi alıyorsunuz.

Murat yer konusunda uzun uzun çalışmalar yaparken bir ara dışarı çıktım, Ali Sami Yen'i seyrettim. Kimse yok, bomboş halini ilk defa görüyorum. Sonra senelerdir yaşadığım stat heyecanımı düşündüm. Saatlerce maçın başlamasını beklediğimi, maç başladıktan sonra da zamanın nasıl hızla tükendiğini.

Ne kadar mutlu, keyifli anlarım geçti bu statta, ve bir o kadar da küfrederek, üzülerek, sinirlenerek çıktığım anlar. Başarılı olduğumuz dönemler, bu sene olduğu gibi yerlerde süründüğümüz zamanlar. Esasında işin gerçeği, kalben yaşamadığınız zaman, bu heyecanı anlayabilmeniz olanaksız. Hani bunu holigansal bir yaklaşımla söylemiyorum veya aşırı fanatizmden dolayı demiyorum, o taraftar ruhunu, sevginizi içten hissetmenizden bahsediyorum.

Ben hiç bir zaman fanatik olmadım, Galatasaray'ı çok sevdim ve hala da çok seviyorum, ama bu sevgim bir başkasıyla kavga edecek, dalaşacak boyutlara hiç gelmedi. Hiç bir kavgaya karışmadım, kimseyle ağız dalaşına girmedim. Yendiği zaman sevindim, mutlu oldum, yenildiğimiz zaman üzüntümü kendimle paylaştım. Galatasaray'lı olmaktan her zaman gurur duydum. üzüldüğüm, kolumdaki bilekliği yaktığım, sinirlendiğim çok zaman oldu.

Her zaman kendime şunu söyledim, ben Galatasaray'ı seviyorum, ben bir Galatasaray'lıyım, başarı gibi başarısızlık ta var, hele ki koskoca bir ligde o kadar takım arasından sadece bir tanesi şampiyon olacaksa ve maalesef Türkiye'de başarı şampiyonlukla ölçüldüğü sürece, yapacak bir şey yok. Futbolda başarının dünü yok, yarını yok, sadece BUGÜNÜ var. O yüzden önemli olan sevginizin eksilmemesi ve o sevgiyle takımınızı desteklemeye devam etmeniz.

Neyse, Galatasaray kombinesinden nerelere geldik :) Stat muhteşem gözüküyor, dediğim ggibi Bilet satışlarındaki çalışmalar ve Pazarlama harika. Mesela koltuk seçiyorsunuz, o koltuktan maçı nasıl seyredeceğiniz simulasyon programı ile gösteriliyor. 

Pazarlamacı çocuklar genç ve kibar. Her türlü sorunuzu anında yanıtlıyorlar, bir tek Murat'ın sorduğu " Merdivenlerin genişliği ne kadar " sorusunu bilemediler :) Onun dışında ben çok profesyonel ve başarılı buldum.

Fiyatlar fena değil aslında, 1,5 sezonluk satış yapılıyor, 1.275.- TL'den başlıyor, 7.500.- TL ye kadar uzanıyor, GS BONUS kartı olanlar şanslı, çünkü sadece GS Bonus kartına 12 ay taksit yapılıyor. Stat dört bölümden oluşuyor, Batı - Güney - Doğu ve Pegasus tribünleri. Batı kısmı VIP ve LOCA'ların olduğu bölüm, Doğu kısmı bizim Ali Sami Yen'deki Kapalı bölümü. Satışlar da fena değil dedi pazarlamacı çoouk, Açıklar neredeyse tükenmiş, geriye pahalı olanlar kalmış, onların da zamanla tükeneceğini düşünüyorlar.

Sevgilerimle,
Haluk
29.12.2010 16:30

27 Ağustos 2010 Cuma

Sıcağı sıcağına ... Türk Futbolundaki Başarısızlık ....

Sıcağı sıcağına yazmak istedim. Bugün 19:45'te Beşiktaş maçı ile başlayan Avrupa Ligi serüveni, Beşiktaş'ın tur atlaması, Trabzonspor, Galatasaray ve Fenerbahçe'nin lige veda etmeleri ile son buldu. BEŞ takımla başladığımız serüven İKİ tanımımızla devam edecek.

Öncelikle BEŞİKTAŞ'ı tebrik ediyorum. Zaten kimsenin şüphesi yoktu, burada alınan galibiyet yeterliydi ama onlar işi ciddiye aldı ve 4-0 gibi bir skorla gruplara kaldılar. Helal olsun. Yönetim - Teknik Direktör - Futbolcular ve Taraftarların tam uyumu ile de inşallah daha iyiye gidecekler. Kimse bu başarıyı küçümsemesin, burada iki, orada dört, toplamda altı gol. Beşiktaş bunu yaparken doğru işler yaptığını gösterdi. Yönetim yaptığı işler ile sınıfı geçmiştir. Tekrar tebrikler....

Galatasaray'lı olarak büyük bir üzüntü duyuyorum. Her ne kadar kötü oynasanız bile 90. dakikada size turu getirecek bir golün üstüne 1 dk sonra hem de 10 kişi oynayan bir takımdan gol yeme lüksünüz olamaz. Milyon Euro'lar alan oyuncuların, bu kadar şahsiyetsiz oynama lüksü yok. Koskoca bir doksan dakika ahh bu da kaçar mı dediğimiz bir tek pozisyon yok.

Neden? Herkes kendince nedenler bulabilir, oyunculara kızabilir, teknik direktöre kızabilir, yönetime kızabilir. Benim kızgınlığım öncelikle yönetime. Dünyanın neresinde Avrupa Liginde tamama / devam  maçına çıkan bir takıma hala transfer edilecek futbolcu aranır? Dünyanın hangi takımında Teknik Direktör balayı yapıyor diye sezon geç açılır? Dünyanın hangi takımında milyonlarca Euro alan oyuncularınızdan yabancıların hepsi sakatlanır?

Koskoca Galatasaray'ın ya tamam, ya devam dediği maçta Emre Çolak, Aydın Yılmaz kurtarıcı olarak alınıyor? Kewell nerede sakat, Pino sakat, Elano sakat. Yazık ... Şimdi anamızın ligine dönelim ve başlayalım oynamaya. Türkiye Ligi için milyon Euro'lar harcamaya gerek var mı? Adnan Sezgin hangi yabancı ve büyük oyuncuları transfer edecek ve hangi yabancı büyük oyuncular Türkiye Ligi ve Kupası dışında hedefi olmayan, Edirne'den öteye geçemeyecek bir takımda top oynamak ister?

Ben Frank Rejkard'a kızmıyorum, elindeki malzeme bu, o da bir şey yapamıyor, katamıyor, benim öfkem tamamen YÖNETİME. Bu kadar aciz nasıl olunur? Avrupa kupaları bitti, bir yöneticimiz 15 gündür Almanya'da, neymiş iki tane oyuncu alıp gelecekmiş. Ne yapacağız o iki oyuncuyla, şampiyon olacağız. Yazık gerçekten çok yazık. Toplamı Arda'nın sağ bacağı etmeyen bir takıma turu verdik, hem de göz göre göre felaket geliyorum dedi ama bunu kimse görmedi, Pardon !!!!!  Taraftar gördü ama Galatasaray Yönetimi görmedi, görse önlem alırdı. Alamadı ve 2010 - 2011 Avrupa rüyası bitti.

Fenerbahçe'de farklı değil. Bugüne kadar oynadığı son beş maçını LÜTFEN bir alıp seyredin, Manisa maçı hariç, normal şartlar altında Fenerbahçe'nin o maçlarda minimum 5 6 gol yemesi lazım. Ama futbol şansı üst düzeyde. Saydınız mı toplamda kaç tane golü Gökhan Gönül çizgiden veya girmek üzereyken çıkardı son beş maçta, veya altı pastan atılamayan golleri, Young Boys maçı, Paok maçı, Trabzon maçı .... Kaç milyon Euro transfer yaptı Fenerbahçe? Çok değil mi? Peki ne olacak o kadar harcanan para, karşılığı nasıl gelecek, annemizin liginden gelecek şampiyonluktan başka ne hedefleri kaldı, ha bir de Türkiye Kupası tabi ..

Trabzon'a sözüm yok, hem Liverpol'de hem burada mükemmel oynadılar, ezilmediler, nihayetinde çok üst düzey bir takımla oynadılar. En azından mücadele ettiler, gol attılar, pozisyon yarattılar. Helal olsun diyorum, futbolda yenmekte var yenilmekte, o yüzden Trabzonlu arkadaşlarımı tebrik ederim. Onların Liverpol'u eleyeceğini sanırım bir çoğumuz düşünmüyordu, öyle de oldu.

Bu sene Trabzonspor kesinlikle ilk ikiye oynayacaktır, bu açıkça görülmekte.

Sonuç, beş büyüğümüzden üçü gitti, kaldı ikisi. Bursaspor'un da grubu belli oldu, Manchester United, Valencia ve Glaskow Rangers. Bence diğer gruplara göre güzel bir kura oldu. Manchester birinci olur, sanırım Valencia ikinci ve Bursaspor üçüncü olabilir. Yeterki istesinler ve oynasınlar. ben bu konuda Bursa'nın çok sürprizlerle dolu olacağını düşünüyorum. Özellikle Bursa seyircisi eminim kendi sahalarında gelecek takımlara cehennemi yaşatacaktır.

Özetle, biz balık hafızalıyızdır!!!!! Bir iki hafta sonraki manşetleri görüyorum, bir kaç lig maçında bol gol, üç beş galibiyet üst üste, hop, her şey unutulur, o Avrupa'dan elenen takımımız, birden bize acayip, tutulamaz, muhteşem bir top oynayan takım oluverir. Bir iki derbide de birbirimizi kızdırırız, oldu da bitti maşallah. Haaaa ne zaman Ahhh be deriz, Bursa ve Beşiktaş maçlarını seyrederken. O zaman anımsarız, hakikaten bir de Avrupa Ligi vardı değil mi diye .....

Tekrar Beşiktaş ve Bursa'ya başarılar diliyorum, Trabzon'u tebrik ediyorum, ama Galatasaray ve Fenerbaçe'yi ayıplıyorum, Türk futboluna bu dönem hiç bir değer katmadıkları için.

Son söz olarak, Galatasaray Yönetimi ve Rejkard otursun maç kasetlerini izlesin, yarattıkları esere baksınlar, Milyonlarca taraftarı olan Galatasaray'ın ne hale geldiğini görsünler. Belki Galatasaray'lılık ruhu biraz öne çıkar da yapmaları gerekeni yaparlar....

Sevgilerimle,
Haluk
28.08.2010 02:00

22 Temmuz 2010 Perşembe

Suçlu kim?

Yine sahnede Galatasaray ve Fenerbahçe.

Taraftarların, medyanın futboldan çok kavga beklediği, özlediği, yarattığı  bir derbi.

Görünüşe göre bir futbol maçı, ama bir çoğumuzun bildiği gibi bir futbol maçından çok resmen bir kan davası.Yenmenin, yenilmenin neredeyse hayati önem taşıdığı bir maç.

Dünyada en çok izlenen, beklenen derbi olmasının getirdiği hava her iki kulüp açısından da önem taşımasının yanı sıra, alınan galibiyetlerin ve mağlubiyetlerin her zaman önemli olduğu ve bir takım stratejik kararların alınmasına vesile olan bir derbi.

Ama nihayetinde diğer bütün maçlar gibi bir maç.

Senelere dayanan ezeli rekabet demeyi çok iyi biliyoruz ama bu ezeli rekabeti bu noktalara taşımaktan da çekinmiyoruz. Bir dostluk maçı adı altında oynanan maça bakıyorsunuz. Seyiricisinden futbolcusuna kadar herkes agresif, herkes sinirli.

Alex demiş, dostça geçmez diye, şimdi Alex haklı diyor bütün gazeteler. Türkiye'yi temsil eden bu kadar büyük iki kulubün maçları neden bir futbol resitali olarak görülemiyor? Neden her maç öncesi, sonrası bu kadar gergin geçer? Bunun suçlusu kim?

Bana göre bunun suçlusu, birinci sırada YÖNETİCİLER, ikinci sırada ise MEDYA, futbolcu ve taraftarlar belki sonra geliyordur.

Futbolu bir endüstri olarak kabul ediyoruz artık, sprou geçti, bütçelerinin doğrultusunda milyon eurolar vererek futbolcu transferi yapanların bu paraları bir yerden çıkartması gerek. Nereden çıkacak bu para? Tabi ki seyircilerden, taraftarlardan. Kombine satışları, aksesuar satışları, vs .

Buraya kadar tamam ama şu var ki, Futbol madem artık bir endürsti, siyasetten bağımsız düşünülemiyor. Siyasette ne vardır? Öncelikle gerginlik yaratma vardır, her parti kendisi dışındaki partilere verir veriştirir, ekonomi kötü gidiyorsa, bunu unutturmanın yollarını arar, bu tarz politikalarda da Vatan Millet Sakarya politikası çok itibar görür. Millet herşeyini unutur, buna odaklanır.

Peki MEDYA ne yapar bu strateji de? O da görevini üstlenir, haberler, manşetler, uzmanlar derken olay bütün medyada canlı tutulur. Bu arada ekonomi, işsizlik vs vs her şey unutulur.

Biz bunları yaşadık, zam haberleri nedense hep önemli olaylardan bir gün sonra duyurulur, Türkiye Dünya Kupasında oynarken, bütün millet maçlara o kadar odaklanmıştı ki, her maç sonrası yapılan zamları kimse umursamadı, o sırlarda Türkiye'de ne oluyora kimse bakmadı.

Özetle, benim için o kavga eden taraftarlar değil suçlu, futbolcular da değil, yönetici ve medyadır bana göre bizleri bugüne getiren.

İşin komiği de ne biliyor musunuz?

Taraftarlar birbirini döver, söver, taş atar. Onlar yakalanır, tutuklanır veya maçlardan men edilir. Yöneticiler ne yapar? Yan yana gelir, davetlerde sohbet eder, futbolcular maçtan sonra kardeş kardeş birbirlerinden özür diler, hatalıydım, yapmamalıydım der. Sonra ....sonra hiç bir şey değişmez.....

Olan benim garip vatanadaşıma olur ve biz sonra aynı hikayeyi baştan tekrar seyrederiz .....

Sevgilerimle,
Haluk
22.07.2010 08:30

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Hala bu kadar yabancı neden transfer ederiz.......

Konum FUTBOL.

Sonuçta Futbol artık bir spor olayından çıktı, bir endüstri oldu, yapılan milyon dolarlık, euroluk transferlerin karşılığında, staddaki kombine kart satışları, forma ve aksesuar satışları, cep telefonları derken, konu futboldan öte harca ve kazana döndü.

Geçtiğimiz senelerde onlarca yabancı futbolcu transfer edildi, hem dört büyükler, hem Turkcell ligindeki diğer takımlar, hem de Bank Asya Liginde yer alan bir çok takım. Adlarını dahi duymadığımız futbolculara milyonlarca döviz akıtarak Türkiye'ye getirdiler. Sonuç ne oldu, şimdiye kadar bence SIFIR. Bu futbolcular yüzünden oynayamayan gençler, altypıya yapılan yatırımların karşılığının alınamaması ve hayal kırıklığına uğrayan taraftarlar.

Şu bir gerçek ki, yurt dışından ülkenize transfer ettiğiniz ve bu kadar çok para verdiğiniz oyuncular gerçekten özenle seçilmeli. Aldığınız oyuncunun sizin takımınızda oynayabilmesi lazım ki verdiğiniz paraya değsin. Stada seyirci çekmek için veya kombine satmak için veya forma ve aksesuar satmak için getirttiğiniz yıldız oyuncular verilen bu paraları hak etmeli.

İyi oyuncular  gelmedi mi, geldi tamam, hakkını verenlerde oldu ama genele bakarsanız, son derece başarısız bir ülkeyiz. Verdiğimiz ile aldığımız arasında uçurum var. Şimdiye kadar yurt dışından gelen ve takımına gerçekten çok faydalı olan kaç tane yabancı oyuncu sayabilirsiniz? Gerçek anlamda saysanız inanın iki elinizin parmağını geçmez. Bir Alex, Bir Hagi kaç tane geldi. Üstelik görüldü ki futbol hala yürekle oynanıyor. Anımsayın, geçtiğimiz yıllarda yabancısı olmadan son altı maçını kazanan Galatasaray'lı futbolcuların para bile alamadıkları zamanı, anımsayın bu seneyi, Bursaspor'un takım oyununu. demek ki para ile olmuyor bu işler. Bunun da ötesinde Dünyada gol atmadığı stad kalmayan hem kendi takımını, hem milli takımı sırtlayan Hakan Şükür gibi futbolculara da yapmadığımız kalmadı. O kadar emek verdiği Galatasaray bile bir jübile yapmadı bu futbolcuya ki bir Galatasaray'lı olarak asla affetmeyeceğim bir durumdur.

Son üç dört senedir bütün takımlar yabancı oyun seçimlerinde hatalı, getirilen oyuncular ile bir yere gidilemiyor, hala transferin gözdeleri Sercan, Okan, Volkan, vs  yani Türk oyuncular ama gelin görün ki üç büyükler hala bildiklerinden vaz geçmiyor. Hala manşetlerde bilmem kim için Galatasaray ve Fenerbahçe kapıştı, Fenerbahçe Galatasaray'ı eli boş gönderdi, vs tarzı haberler.

Takımları gaza getirmeyi çok seviyoruz. Bunun da ötesinde her gün gazetelerde en az 10 futbolcudan bahsediyoruz, kasetten seyredildi ve çok beğenildi diyerek oyuncu alıyoruz.

Arsen Wenger, tamamen 20 yaş altı ve üstü gençlerden bir Arsenal yarattı. Şampiyon olamadılar ama üstlerde yer aldılar. Onlara güvendi. 70 milyonluk Türkiye'de futbol bu kadar sevilirken, çıkarrtığımı üç beş oyuncu ile neredeyse sevinçten bayılacağız. Bir Arda'dan bahsediyoruz, belki bir kaç gençten daha.

Türkiye Milli takımına bakıyoruz, senelerdir bir adım ileri gidememiş, onda bile kendi hocalarımıza güvenmeyip dışarıdan hoca getirmişiz. Futbolun bu kadar sevildiği bir ülkede, neredeyse her erkek çocuğun minicik yaşından beri sokak aralarında taştan kale yapıp oynadığı bir ülkede hala biz dünyanın paralarını verip yabancı oyuncuları getirmeye çabalıyoruz.

Ben bu olaya çok üzülüyorum, hem harcadığımız dövize, hem de sonrasında o parayı bizden alabilmek için çırpınan yönetcilerin durumuna. Madem kullanmayacaksınız neden altyapı hizmetlerini tutuyorsunuz. Madem oradan eleman almayacaksınız, oynatmayacaksınız, neden bu çocukları ümitlendiriyorsunuz?

Sevgilerimle
Haluk
14.07.2010 14:15

12 Temmuz 2010 Pazartesi

2010 Dünya Kupası şampiyonu - İSPANYA ve tabi PAUL :)

2010 Dünya kupasında oynanan 64 maçın sanıyorum 60 tanesini izledim. 32 takım ile başlayan serüven sonuçta br tane takımın kazanması ile sonuçlanacaktı, bu takım da İSPANYA oldu.

Hak etti mi derseniz, bence hak etti. Bir çok futbol otoritesi zaten İspanya'yı şanslı görüyordu, yani hani bir sürpriz olmadı.

Sürprizi yaratan takımlar Fransa, İtalya, Brezilya, Uruguay ve Gana oldu.

Hakemlere verilen notları görünce şaşırdım, en son iki maç hariç, 100 üzerinden 96 almışlar!!!. Bence Dünya Kupası hakem facialarına sahne olan bir kupa oldu, ben hiç bir kupada bu kadar çok hakem hatasına rastlamadım.

Özellikle Almanya-İngiltere maçında verilmeyen gol, Arjantin'in ofsyattan golü, verilen ve verilmeyen sarı ve kırmızı kartlar. Bizler hep kendi hakemlerimizi kötüleyip, maçlarımıza dışarıdan hakem istiyoruz ama gördük ki bizim hakemlerimiz yurt dışında düdük çalan bir çok hakemden çok daha iyi maç yönetiyorlar. Düşünün bir de bu hakemler Dünya'nın en iyi hakemleri olarak seçilip buraya gelmişler.

En dramatik olarak düşüneceğim iki olay, birisi sanırım Gana'nın Uruguay karşısında maçın son saniyesinde kaçırdığı penaltıyla elenişi ve bir de 3. lük maçında son saniyede üst direkten dönen Forlan'ın vuruşu, gol olsa, maç uzayacak ve belki Uruguay 3. olacaktı.

Stadlar mükemmeldi, Günaey Afrika stad konusunda sınıfı geçti, ve tabi futbolun olmazsa olmazı olan seyirci, her maç neredeyse doluydu, bir çok maç 60.000, 80.000 seyirci önünde oynandı.

Vuvuzela bu Dünya Kupasına adını yazdırdı, bir çok kişi sevmedi ama seyircileri mest etti. Bu sene bizim stadlarımızda da oldukça ses getireceğini sanıyorum, hemen yerli imalat devreye girdi, 5-10TL arasında satışa da sunuldu ve görebildiğim kadarıyla oldukça da iyi satılıyor.

Ve tabi Dünya kupasından bahsedip Paul'den bahsetmemek olmaz, iddaa oyanyanları oldukça sevindiren ve tahmin yaptığı 14 maçtan 12 tanesini bilen bir ahtapot. Hani bir, iki, beş desem şans diyeceğim ama, bu nasıl bir ahtapotsa gerçekten tahminleri tuttu. Sanırım bugünden itibaren Paul'ün şansı daha da açılacak. Artık farklı tahminler de yaptırırlar kendisine :)

Futbola gelince, ben hiç bir maçta bir Şampiyonlar Ligi tadını alamadım, etkili, güzel ve keyifli olarak seyrettiğim maçlar var tabi ki ama bir Dünya Kupası deyince çok daha güzel maçlar olacak beklentisinde oluyorsunuz ama saysanız 5 10 maçı geçmez. 2008'de ki Avrupa maçları çok daha güzel ve kaliteli idi.

İspanya dedik ama Hollanda'nın hakkını yemeyelim, gruplar dahil şimdiye kadar oynadıkları maçların hepsini kazandılar, gösterişsiz ama etkili futbol oynadılar, şımarmadan keyifli anlar sundular ama güçleri İspanya'ya yetmedi. İspanya'nın en büyük şansı  bir çok oyuncusu yanyana senelerdir oynuyor ve takımın iskeleti zaten bir sezon boyunca neredeyse yan yana oynuyor.

Dün birlikte maçı seyrettiğimiz Recep, Murat ve Mert ile takımların kadorolarını saymaya çalıştığımızda bir tek İspanya'nın takım kadrosunun tamamına yakınını tanıdığımızı gördük, eskiden bir Hollanda, Almanya, Arjantin, Brezilya takımında oynayanları ezbere bilirdik, bunun nedeni de sanırım Barcelona ve Real Madrid gibi iki dev takımın oyuncularının İspanyol olması ve takımı oluşturması. Hangi ülkeydi anımsayamadım ama kendi ülkesinde oynayan oyuncusu yoktu, hepsi dışarıda farklı takımlarda oynuyordu.

Bu aslında çokta şaşırtıcı değil, düşünürseniz, 2000 senesinde Galatasaray UEFA kupasını aldıktan sonra Türkiye Milli Takımının iskeletini oluşturuyordu ve o Milli Takım 2002 senesindeki Dünya Kupasında 3. olmuştu. Sonuçta yatırım yaparken Türk takımlarının sürekli yabancı oyunculara yatırım yapmalarının bedelini hala ödediğimizi düşünüyorum. Kendi oyuncularımıza güvenmeyip, ne olduğunu bilmediğimiz bir sürü yabancı oyuncuya dünyanın parasını akıtıyoruz.

Son sözüm Mesut Özil'e, bu çocuğa kızanlar da çok, beğenenler de. Neden Almanya kadrosundaymış, neden Türk Milli takımını seçmemiş. ben olaya profesyonelce bakıyorum, çocuk Almanya'da doğmuş, büyümüş, yetişmiş, Türk kimliğini veya Türk olduğunu asla red etmemiş ki, kendisini profesyonlece bir yere taşıyacak bir geleceği seçmiş ve başarıyla da devam ediyor. Eğer onu neden Almanya'yı seçti diye protesto edeceksek, bugün bir çok büyük insanımız Amerika ve Avrupa'da çalışıyor, çabalıyor, bir yerlere gelmek için emek sarf ediyorlar, ve adlarını duyurarark Türkiye'nin reklamını yapıyorlar. Mesut'un onlardan ne farkı var.

Özetle, futbol açısından çok keyif almasam da, hak edenin kazandığı ve futbola doyduğumuz bir Dünya Kupası oldu.

Şimdi gelelim anamızın ligine, kimler hangi takımlara geliyordu, en büyük futbolcuları kimler getriyordu, hadi bakalım biz kendimize dönelim ve en büyük biziz tartışmalarına başlayalım :)

Sevgilerimle,
Haluk
12.07.2010, 09:30

9 Temmuz 2010 Cuma

Bu derbiden utandım ....

Beni tanıyan arkadaşlarım bilir, nedense son 2 3 senedir GS - FB derbilerini seyretmem. O günü genelde yalnız evde geçiririm, telefonlarımı sessize alırım ve maç bitimine kadar kimseyle görüşmem, bu sanırım aşırı heyecanlanmamdan kaynaklanıyor, bu maçı sadece bu maçı kaldıramıyorum.


Dün yine öyle oldu, saat 17:00'den sonra evde telefonumu sessize aldım ve film seyrettim. Maç bitiminde de NTV'yi açtım, 0 -0 olduğunu öğrendim ve sonra olayları izledim.

Bir Galatasaray'lı olarak utandım, kendi takımımdan utandım, verdikleri demeçlerden utandım, koskoca bir Galatasaray Başkanının verdiği demeci, Bülent Korkmaz'ın saçma sapan basın toplantısını, Arda'nın, Ayhan'ın ucuz kabadayı demeçlerini izledim, sonra spor programlarını izledim ve o Sabri'nin yaptıklarını seyrettim, utandım.

Fenerbahçe hakkında en ufak bir şey demeyeceğim, beni de ilgilendirmez, orası Ali Sami Yen sttdı ve Galatasaray'ın evi, rakip takım ne yaparsa yapsın sakin olmak gerekir. Bundan da ötesi en azından vereceğiniz demeçleri, röportajları o kızgınlıkla verip rezil olmayın.

Bir başkana yakıştı mı, bu olaylara meydan veren kendi takım oyuncularını hiç mi görmedin, bir teknik direktöre yakıştı mı, sadece bir kişiyi suçlamak, bir milli futbolcuya yakıştı mı, ben de vurdum, bir daha vurdum demek, bir kaptana yakıştı mı milli takım kalecisi, takım arkadalına saçmalıyor, kafayı yemiş demek...

Yazık, gerçekten çok yazık, Galatasaray'lı olarak çok üzüldüm, hani FB'nin hiç mi suçu yok, vardır, ama ben kendi takımıma baktım da, benim tuttuğum, gönülden bağlı olduğum GS bu değil, ne başkanı, ne teknik direkötür, ne futbolcusu ne de seyircisi, eğer Galatasaray buysa, en büyük takım buysa, ben Galatasaray'lı olmak istemiyorum..

Aradaki kırgınlıkları, anlamsız düşmanlığı bitirmek adına hiç bir şey yapmayan bu insanlar ile devam edersek, yakında kan kavgası da çıkar, bu işten sorumlu olanlar da keyifle seyrederler. Futbolcular da alırlar binlerce Euro'yu, biz de takımımıza laf söyletmeyiz olur biter.

Ezeli rekabet, ebedi dostluk lafları da böylelikle lafta kalır. Gördünüz değil mi, Linclon ile Carlos nasıl birbirlerine sarılmış seyrediyordu olan biteni,.....

Ne diyeyim, Allah Başkanından Futbolcusuna akıl versin, Sayın Adnan Polat'ta devam etsin fedarasyonu suçlamaya, böylelikle sanıyor ki dikkatleri başka tarafa çekiyor, sanmasın ki gerçek Galatasaray'lılar bunları yiyor.

Biz her şeyin farkındayız sayın başkan, sayın Korkmaz ve Arda, Ayhan, Sabri.......

Sevgiler,

Haluk

13.04.2009 09:00

Futbol tuhaf bir oyun ....

Şu futbol ne tuhaf bir oyun.


Özellikle son zamanlarda Beşiktaş takımının yaşadığı başarısız sonuçlardan sonra başındaki Teknik Direktör Mustafa Denizli ve futbolcular, taraftar, yönetim, medyaya bakıyorum da.

Düşünebiliyor musunuz, neredeyse bir sene önce bir takımın başına geçiyorsunuz, öyle veya böyle bu takımı şampiyon yapıyorsunuz, üstüne üstlük 6 senelik bir aradan sonra, bir de yanına ezeli rakibini farklı yenerek Türkiye kupasını alıyorsunuz, sezon sonu müthiş mutluluklar yaşıyorsunuz, el üstündesiniz ve çok değil aradan 3 5 ay geçmeden sokağa çıkamıyorsunuz, taraftarlar sizi yumurta yağmuruna tutuyor.

Anlatmaya çalıştığım şey aslında Beşiktaş'ın durumu değil, bunu bugün Beşiktaş yaşıyor, geçtiğimiz senelerde Galatasaray ve Fenerbahçe'de yaşadı veya diğer kulüplerde.

Futbol öyle bir oyun ki tamamen başarıya odaklı ve dünü yok. Dün çok başarısızken bugün iki başarıyla herşey unutulabiliyor veya dün harikayken bir kaç maç sonunda alınan yenilgiler ile bir ay önce el üstünde tutulanlar, bir ay sonra alaşağı edilebiliyor.

Bu kadar dengesiz, dünü olmayan, yarını bilnmeyen bir oyun.

Kimine göre olayın keyfi burada, yani böyle olduğu için futbol seviliyor.

Peki ama bu nasıl sevgi? Bu nasıl sevginin gösteriliş şekli? Bu nasıl bir taraftarlık?

Bu kadar başarıya indeksli taraftarlar yaratmak ne derece doğru? Yöneticiler bu olayların farkında değiller mi?

Bence olayların bu noktaya gelmesinde futbolu spor olmaktan çıkaran yönetciler ve bu olaydan müthiş reytingler yakalayan medya geliyor. Ve medya bunu o kadar akıllı yapıyor ki, kendilerini eleştirir gibi yapıp, basın özgürlüğü altında aslında herşeyi kontrollarında tutuyorlar.

İzleyin, maçlardan sonra öyle saçma ve tahrik edici sorular soruyorlar, yorumlar yapıyorlar ki, o taraftarların gözünde hedef oluyor sonra açıklama yapanlar, haklarında yorum yapılanlar.

Yöneticiler ise, gelirlerini kontrol altında tutmak için, taraftarı verdikleri sözler ile ateşlendirip, sonra bunu yapamayan futbolcu ve teknik direktörlerin karşısına koyuyorlar. Taraftar da verilen sözler karşılığında bu kadar ağır ekonomik şartlarda ya maça gidiyor, ya bir şeyler alıyor veya en azından televizyondan seyretmek için yayıncı kuruluşlardan dekoder alıyor ve karşılığını beklemeye başlıyor.

Bir takımın taraftarı olmak güzel bir şey, onunla gurur duymak ve üzülmekte, nasıl ki yaşamımızda bir çok olayda olduğu gibi, ama bu taraftarların olayları hakaret, darp, kavga, saldırı olaylarına götürmesine bir gerekçe olabilir mi?

Futbol oyununu da bir savaşa çevirmeyi başardık, eskiden birbirimizi kızdırır, eğlenir birlikte gülerdik, şimdi kimseyi kızdıramıyoruz, tansıyonlar yükseliyor, kzıdırmanın yerini hakarete varan yorumlar alıyor.

Futbol gerçekten tuhaf bir oyun, ne oyanamasını biliyoruz, ne seyretmesini.....

Sevgiler,
Haluk
02.10.2009 11:00