Ortaköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ortaköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2010 Cuma

Ortaköy'de bir bar ...

Ortam loş, kalabalık, bangır bangır müzik sesi....


Bir masa, masada iki kişi...

Erkek 50 yaşlarında, saçları iyice kırlaşmış, son derece şık bir takım elbise giymiş, belli ki çalışan bir üst düzey veya patron, evli mi bekar mı belli değil, yüzüğü yok....

Kadın 20'li yaşlarda, en fazla 25, altında bir kot, üstünde dekolte bir bluz, hafif makyajlı, hoş gülen, konuşkan, sevimli bir kız...

Tahminler başlıyor etrafta, kimi paralı sevgili diyor, kimi sekreteri diyor, kimi diyor diyor.....

Bakanların, seyredenlerin gözlerinde hafif kıskançlık var, hatta hafif biraz hafif kaldı, kıskançlık tepelerde, gencecik kızın bu yaşlı erkekten hoşlanabilmesi mümkün olmadığı için, acaba erkek bu kızı nasıl kandırdı diye düşünülüyor ve zaten sohbet bu noktada ortak nokta buluyor...en fiyakalı ve fantezisel tahmin herkes tarafından kabul görüyor, patron ve sekreter ilişkisi....

Erkeğe bakıyorum, nasıl mutlu, tuttuğu eli öpüyor, avuç içlerini seviyor, yanaklarını kızın omzuna koyuyor, kafasını boynuna yaslıyor..

Kız sarılmış adama, sanki onu etrafında ki olumsuzluklardan korumak istermiş gibi..

Kızı kesmeye çalışan, bakışlarını yakalamaya çalışan erkek topluluğu var etrafta, yaşları 20 ile 50 arası...ama başaranını ben göremedim...

Erkek etrafına sevgiyle bakıyor, arkada bir erkek şarkıya katılıp yüksek sesle söylerse dönüp ona katıldığını göstererek gülümsüyor, halbuki şarkıya katılanın amacı kadının dikkatini çekebilmek, kendisine katılan erkeği umursamıyor bile....

Hem onları,hem etrafımı seyrediyorum, izliyorum, anlamaya çalışıyorum..

Medeni cesaretlerinden dolayı erkeği ve kadını içimden tebrik ediyorum..

Sonra...

Sonra kendime şu soruyu soruyorum...

Acaba 50 yaşında bir kadın, 25 yaşında bir erkekle bu bara gelse, aynı şekilde sarmaş dolaş otursa, erkeğin davrandığı gibi kadın davransa ne olurdu?

Veya diyorum ki...

Acaba çevrede bu durumu gözlemleyen, kadınla göz göze gelmeye çalışan erkekler, acaba aynı şekilde bu kadınla da göz göze gelebilmek için bir uğraş vereceklermiydi ve nasıl bir davranış sergiliyor olacaklardı?

Soruyorum, yanıtını kendime veriyorum ve susuyorum.....

Ortaköy'ün pozitif elektriği ..

Ortaköy'ün pozitif elektriği..


Ortaköy'ün en sevdiğim yeri meydanı ve en çok keyif aldığım şey o meydanı izlemek.

Cheesecake'e çok sık gidiyorum, hani neredeyse her gün, özellikle yazın, en önde bir masaya oturuyorum, biramı veya çayımı söylüyorum.

Sonra seyretmeye başlıyorum, önümden geçen yüzlerce insan, kadını, erkeği, çocuğu, yaşlısı, genci, bebeği, evlisi, bekarı...

Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki, büyülü ve pozitif bir havası var Ortaköy'ün

İnsanların yüzleri genelde mutlu, çünkü oradan keyif almaya gelmişler, gezmeye, boğazın güzelliğini..

Ortaköy'ü ziyaret edipte dubanın üzerine oturup arkasına bu muhteşem manzarayı alıp fotoğraf çektirmeyen var mıdır aranızda? Zannetmiyorum..

O yüzden Ortaköy'e aşığım ben, insanları mutlu ettiği için ve o mutlu yüzleri gördüğüm için.

Bunun dışında Ortaköy'den keyif almanın bir başka şekli de, her kesimden insanı kavradığını görmektir. Bir tarafta türbanlı kızlar kumpir yer, diğer tarafta mini etekli kızlar biralarını içer.

Kimse kimseye karışmaz, ayıplamaz, garipsemez. Doğal bir sentez yakalanır Ortaköy'de

Bunu başka yerlerde yakalamak o kadar kolay değildir, ama nedense burada herkes çok daha anlayışlı, çok daha sevecen olur, demin bahsettiğim mekanın pozitifliği sizi de etkiler.

Sevgilinizle gittiğinizde daha farklı bir keyif alırsınız, sarılmanız daha bir farklıdır, örneğin boğaza karşı koyulan 5 6 bankı hiç boş bulamazsınız, sevgililer gelip buralarda otururlar, ellerine aldıkları yemekleri, içecekleri burada tüketirler. Hatta bazıları denize ayaklarını sallandırıp oturur, sohbet ederler.

Bazen bakarsınız gitarını, davulunu alan gelir meydana oturur gitar çalar, kendi keyiflenir, size de keyif verir.

Pahalı bir mekan olmasına rağmen cafeler, restoranlar hep doludur. Bir çayı 2.5 YTL'ye içersiniz ama yine de o mekanda olduğunuz için size çok gelmez. Trafik sorunu vardır, bilirsiniz, saatlerce trafikte kalacağınızı, sinir olacağınızı ama yine de gelmeden edemezsiniz.

Akşam oldu mu bir başka olur Ortaköy..

Işıklar yanar, rengarenk bir cümbüş, her taraftan yavaş yavaş müzik sesleri yükselir, fasıl isteyen fasıl bulur, rock dinleyen rock, isteyen sosyetik Anjelik'e gider, isteyen Ceneviz Kahvesine.

Bir başka güzellikte tekne turlardır, gecenin saat onuna kadar bir saatliğine boğazı gezdirir size

Sonuçta Ortaköy'e gelip gidenlerin çok büyük bir bölümü, zamanın nasıl geçtiğini anlamaz ve mutlu döner, bunu yaratan da Ortaköy'ün kendisidir.

Sevgilerimle...

Keyifli bir Pazar dilerim...

Sevgiler,
Haluk
20.07.2008 14:30

Ortaköy'e aşığım ...

Sabah kuş sesleri ile uyandım, aslında her sabah kuş sesleri ile uyanıyorum ama nedense bu sabah sanki daha çok cıvıldıyorlar.


Yatağımdan kalkmadan yatak odası camından biraz gözüken Boğaz Köprürü trafiği ve yeşilliklere, çiçeklere baktım, bugün bir yazı yazacağım dedim kendi kendime, konusu da Ortaköy olacak.

Kalktım, banyomu yaptım, traşımı oldum, giyindim, dünden kalan takım elbisemi bir torbaya koydum, arabamın anahtarını, telefonumu cebime koydum, kapıyı kilitledim ve asansörü çağırdım.

“Günaydın Haluk abi, hayırlı işler” Kapıcımız Metin, beni ilk güleryüzle uğurlayan oldu, " Günaydın Metin’cim, sağol, sana da “ dedim ve asansöre bindim. Arabama gitmeden önce hemen karşı caddede ki Kuru Temizlemeci Mustafa abinin yanına uğradım, yanımdaki torbayı kendisine bıraktım, 60 yaşlarında dünya tatlısı birisi Mustafa abimiz. Onun da hayırlı işler evladım duasını aldıktan sonra arabama geldim, bindim ve işe geldim.

Bütün gün işimde koşturduktan sonra evime, Ortaköy’üme doğru yola çıktım. Arabayı otoparka park ettikten sonra, eve çıkmadan sahile inmeye karar verdim.

Sol kolda Berberim Tamer ile karşılaştım.

“ Gel bir çay ısmarlayayım yakışıklı abim “ Tamer’in her zamanki misafirperverliği, teşekkür edip yoluma devam ettim. Karşı caddeye geçtim.

Bakkalım İrfan abinin yanından geçerken, İrfan abinin “ Haluk, üzülmeyin seneye de siz şampiyon olursunuz “ lafını yemekten kurtulamadım. Hemen onun yanında Emlakçı Tarcan “ Neyse biz kupayı aldık, ne yapalım Haluk, yenemedik ki şunları “ yorumuna gülerek yoluma devam ettim.

Biraz ileride Aysu Börek çalışanlarından küçük Emrah yolumu kesti “ Ah be Haluk abi, hiç değilse Şampiyonlar Ligine gidebilseydik, abi gel bir çay iç “. Teşekkür ettim sevgili Emrah’a.Yürümeye devam ettim. Tekel bayisi İhsan abiye kadar geldiğimde, selam verip geçecekken “ Ne o, tebrik yok mu, zaten siz cimbomlular böylesiniz “ yorumuna da gülümseyerek sessiz kaldım.

Ortaköy meydana az kalmıştı ama daha önünden geçeceğim Kumrucu Mehmet ustam vardı, her zamanki güleryüzüyle, sonra koyu fenerbahçeli Özen Kokoreç sahipleri Murat ve Mehmet kardeşler, sonra hemen çaprazda Yemen Ocakbaşı’nda Bayram usta.

Meydana geldim, daha yürüyemeden Maya kumpirden Cemal bağırdı “ Haluk abi, kumpir vereyim mi? “ Sağol diyerek onu da geçtim. Bekri’den Yavuz’u sollayarak Cheesecake’e gelip oturdum, Sabri ve Naci hemen dibimde bitti. “ Rakı mı vereyim abi şarap mı?”

Akşamı Cheesecake’de geçirdim, boğazı, insanları, kuşları seyrettim ve oradan barların olduğu yere doğru yürüdüm. Ceneviz Kahvesi’ni kapısındaki Muammer’i öperek, yukarı çıktım. Cemil ve barmen Gökhan’la sohbet ederken canlı performans gösteren Cem’i dinledim. Saate baktım, geceyarısına geliyodu.

Geçerken Patika balık restorandan Murat ve Ercan’la sohbet ettim, eve doğru yürümeye başladım. Nöbetçi Manavımız Ayhan abiden erik ve kiraz aldım.

Baktım DVDcim Hasan dükkanı kapamak üzere, akşam alış verişi bir iki DVD aldım.

Evime geldiğimde bütün bu insanları düşündüm.

Berberimden kasabıma, manavımdan kafeme, bakkalımdan barıma kadar onlarca insan. Bu insanları her gün görüyorum. Her gün benzeri selamlaşmaları sohbetleri yapıyoruz.

Düşündüm de, bütün bu insanları tanıdığım bütün alanı ben yürüyerek 15 dakikada geziyorum, evimden meydana. Her gün gülen yüzler, sohbet ettiğim insanlar, hizmet aldığım insanlar. Onlar beni, ben onları tanıyorum. Sanki burası İstanbul değil, minik bir köy, evet adı da Ortaköy.

Bir sitede otursam kaç kişiyi tanıyabilirdim diye düşündüm. Bu alış veriş yaptığım insanlardan kaçını tanırdım, kaçıyla siyaset, spor muhabbeti yapabilirdim.

Ortaköy’e gelmeden evvel, oturduğum mekanı düşündüm, büyük alış veriş merkezleri dışında kaç defa bakkaldan, manavdan bir şeyler aldığımı düşündüm. Bakkalın adını bile anımsayamadım.

Sonra hani vardır ya, çok iyi ettim diye düşündüğünüz anlar. Onlardan birisini yaşadım, yatağıma giderken, gülümsüyordum. İyi ki Ortaköy’deyim dedim. İyi ki bu insanlarla yaşıyorum. İyi ki çevremde sevdiğim ve sevildiğim insanların içindeyim, bire bir, yüz yüze.

Sonra yatağıma yattım ve gülümseyerek uydum.

Sevgilerimle,

Haluk

16.05.2007 10:05