1 Kasım 2010 Pazartesi

Akıllı ve Güzel kadınlar yalnız kalır MIŞ .....

Geçen gün çok sevdiğim bir arkadaşım bir şey yazmış Facebook statüsüne," Güzel kadınlar aşkla aptallaşır; ama hem akıllı hem güzel kadınlar, aşıkken akıllıdır. Bu yüzden hep yalnız kalır.."

Ben bu sözü üç beş kez okudum, inanın her okuduğumda daha da irrite oldum. Nasıl yani dedim kendi kendime, güzel kadınlar aşkla aptallaşıyor, aptallaştığı içinde yalnız kalmıyor, yani aşık olmadan evvelki zekasını kaybediyor ve aşık olduğu adamı her ne pahasına olursa olsun elinde aptallığı ile tutuyor. Amaaa kadın hem güzel hem akıllı olursa, zekasından bir şey kaybetmiyor ama bu sefer aşık olduğu adamı kaybediyor.

Bu bana tamamen kadınların kendi kendine uydurduğu bir söylem olarak göründü. Her şeyden önce lütfen bana söyler misiniz, bu her ne kadar erkekleri iğnelemek üzere söylenmiş bir söz olsa da, kadınlara hakaret eden bir söylem değil mi? Yani resmen özeti - Sevgili bayan arkadaşım, aşkını yaşamak istiyorsan aptala yatacaksın, yoksa bu erkek milleti senin akıllı olduğunu anlarsa seni hemen terk eder. Bu mudur yani?

Bir kadın yaşamak istediği aşkı için akıllıyken aptal rolü yapabilir mi? Hadi yaptı diyelim, yaşadığı şeye aşk denir mi? Kadınlar kendi hem cinslerini aşk uğruna nasıl bu kadar saf görebilir? Hangi kadın olduğu gibi değil, olmadığı gibi görünmeyi kabul eder?

Erkeklere gelelim, bana bir tane erkek gösterin ki, aptal ama güzel bir kadınla aşk yaşasın. Böyle bir aşk yaşayan erkek diyelim ki var, sizce çok mu mutlu bir birliktelik yaşıyordur. Aptal bir kadını yanında taşımak isteyen bir erkek olacağına inanmıyorum. Nasıl ki, akıllı kadın aptal bir erkekle aşk yaşamayıp yalnız kalıyorsa, erkek te aptal bir sevgiliyle yaşamak istemez.

Nedense kadınlar bunu böyle görmekten çok hoşlanıyor. Kadın akıllı, iş güç sahibi, ekonomik özgürlüğünü de kazanmışsa, sanki aradığı ilişkiyi yaşayamıyor. NEDEN? Çünkü bu felsefeye göre erkek kadını taşıyamıyor. Akıllı, güzel, ekonomik özgürlüğünü kazanmış bir kadını erkek taşıyamıyor, çünkü bütün erkekler kendinden güçsüz kadınlardan hoşlanıyor, aptal olsun benim olsun mantığında. Öyle mi?

İlişkilerinden hoşnut ve karşılıklı aşkı yaşayan her çiftin sorunları vardır, hepimizin var, ama bu hiç bir zaman kadın benden akıllı aman ondan uzak durayım gibi bir sorun olmaz. Sohbetinde, gezmesinde, eğlenmesinde, yaşamasında birlikte olamadığın, dengeyi kuramadığın bir ilişkiyi kim yaşamak ister, bence hiç kimse istemez.

Güçlü kadınların yaşamı zordur, bunu kabul ediyorum ama bu gücün ana nedeni erkeklerin onu çok güçlü bulup kaçmasından değil, o gücü sağlayan etkenlerin fazlalığından olabilir. Yani, kadının  bu gücü kazanması için fazla çalışması, sevgilisine yeteri kadar zaman ayırmaması, ayıramaması, çok meşgul olması, vs gibi nedenler olabilir. Başka nedenler de sayabiliriz. Bu veya benzeri nedenler ile ilişkisi yürümeyen kadınlar da erkeğin kendisini taşıyamadığını düşünerek akıllı-güçlü-güzelsen yalnız kalıyorsun tezini ön sürebilir.

Bütün erkekler adına konuşamam ama şuan inanıyorum ki, normal bir zeka düzeyine sahip hiç bir erkek, ilişkisinde akıl / zeka olayını bu tarz düşünmez. İlişkisindeki bir çok farklı kritere bakar ama bu benden akıllı o yüzden onu terk edeyim demez.

Diyenler vardır belki, bir şey diyemem ama AKILLI ve GÜÇLÜ ve GÜZEL kadınlar eğer bu savı savunuyorlarsa, lütfen tekrar bir kendilerine baksınlar, bence bunlardan birisi mutlaka eksiktir.


Sevgilerimle,
Haluk
01.11.2010 10:30

31 Ekim 2010 Pazar

Gönen Kaplıcaları ve Manyas Kuş Cenneti

Bandırma iş gezimizden sonra Cumartesi öğlen ne yapalım diye düşündük, öyle ya buralara kadar gelmişken yakın bir yerleri ziyaret edelim. gezi kitabımızda da bölge hakkında çok detaylı bilgiler yoktu. O yüzden kendimiz araştırmaya karar verdik.

Gönen oldukça cazip duruyordu, bir kaç araştırma, sorma, tavsiye isteme derken Gönen Kaplıcalarını da bildiğimiz için Bandırma'dan Gönen'e geçtik. O gün de Başbakan Gönen'de miting yapacağı için Gönen nasıl kalabalık. Neyse sorduk, soruşturduk, en iyi otel olarak Gönen Termal Resort'u bulduk.

Şansımıza bir oda kalmış, otel oldukça büyük olmasına karşın tamamen doluydu. Gönen Kaplıcaları oldukça meşhur, özellikle mineral konsantrasyonu ve floru neredeyse Dünya'nın en iyi kaplıcalarından birisi. Zaten görebildiğimiz oteli gezmekten çok tedavi amaçlı gelen insanlar doldurmuş. Otel de oldukça lüks, odalar büyük, sımsıcak, banyoda dahi kaplıca suyu var.

Otelin iki tane açık hava havuzu var, birisi normal havuz, diğeri ise sıcak su havuzu. Özellikle sıcak su havuzu çok hoş oluyor, dışarıda hava dondurucu soğukta olsa siz sıcacık suyun içindesiniz. Ayrıca otelin içinde bir tane kapalı havuzu, bir de hamamları var. Hamamlarda kese de yaptırabiliyorsunuz ( 20 TL ). Belli saatlere göre havuza giriliyor, örneğin sadece erkekler, sadece kadınlar, karma ve serbest şeklinde. Hamam tarafında sorun yok.

Biraz da sağlık açısından baktığımızda; Ortopedik, Nörolojik ve Romatolojik rahatszlıklarda suyun içindeki mineraller ve flor iyileştirici rol oynuyormuş. Zaten sürekli hekimleri var, onların önerileri doğrultusunda kaplıcalara giriyor hastalar.

Yemekler açık büfe ve çok lezzetli, akşamda canlı müzik yapıyorlar. Menüleri zengin, fiyatlar da oldukça uygun, biz iki kişi sabah kahvaltı / akşam yemek ve tüm havuz kullanımları için toplam 1 geceliğine 180 TL ödedik. 

Gönen'i bitirmeden şöyle bir yorum yapmalıyım, tek başınıza veya sevgilinizle giderseniz en fazla bir gün kalabilirsiniz, sonrası sıkar ama grup olarak giderseniz, çok eğlenceli bir yer olabilir, özellikle de kışın. Düşünseninize dışarda kar yağarken siz sıcacık bir suyun içindesiniz. gece de canlı müzik ile eğlenme şansınız var. Kıssadan hisse bir haftasonu kaçamağı yapılabilir :) Bu arada İstanbul'dan oraya ne kadar sürer derseniz, Bursa'dan 1 saat diyeyim, veya feribot ile Yenikapı - Bandırma 2,5 saat. Bandırma'dan da Gönen yaklaşık yarım saat.

Gönen'den çıktıktan sonra Manyas Kuş Cennetine geçtik. Manyas Kuş Cenneti'ne ilk defa gideceklere söyleyelim, Manyas Kuş Cenneti Manyas içinde değil, Bandırma'ya  daha yakın, 18 km. O yüzden hani Gönen planı yapan oradan Manyas'a rahat geçer.

Aslında Manyas Kuş Cennetini çokta istediğiniz gibi gezemiyorsunuz, çünkü Kuşları uzaktan dürbünle seyrediyorsunuz. Ama ülkemiz açısından çok önemli, çünkü burası Dünya'da çok az verilen en iyi koruma sertifikasına sahip bir yer. 266 farklı kuş burada yan yana geliyor.

Pelikanlardan tutunda Martılara, Karabataklara, Leyleklere kadar her tür var. Tabiat muazzam. hani çok uzun vakit geçireceğiniz bir mekan değil ama kuşları dürbünle bile seyretmek keyif veriyor.

İçeride ayrıca bir müze var, müzede Manyas gölünde bulunan balık, yılan bilgilerinin yanı sıra, hangi türden kuşların olduğuna dair bilgiler var. Oldukça güzel hazırlanmış bir müze, aralara da minik plazmalar yerleştirmişler.

Yine gözetleme kulesinden seyredebilmeniz için size hüviyetiniz karşılığında dürbün veriyorlar, yine aynı yerde kuşları izledikleri yerden kameralar ile plazmalara aktarılan görüntüler var.

Anlayacağınız oldukça keyifli ama kısa bir gezi olabilir. Ancak meraklıysanız, etrafta tur atabilir ve değişik ağaç ve kuşları da gözlemleyebilirsiniz.

Sevgilerimle,
Haluk
31.10.2010, 17:00

Ve mutlu son ....

Pınar'ın telkinleri ile ilgilenmeye başladığım ve Evrenden Torpilim Var kitabından başlayarak okuduğum kişisel eğitim kitaplarının kazanımları ve EVREN ile mailleşmem konusunda yazdığım yazı dizimin sonuncusunu bugün yazıyorum. 

Bu kadar süre yazmamamın belli nedenleri vardı, onlar da 1 Kasım itibariyle ortadan kalktığına göre artık dizinin son yazısını yazabilirim.En son anımsayacaksınız Evrene mail atmamda kalmıştık. Evrenden ne istediğimi anlattığımda Pınar, o şekilde bir istemin yanlış olduğunu, Evren'e tarif etmem gerektiğini söylemişti. 

Ben de bu sefer Evren'e daha net bir istek yazdım ve aşağıdaki gibi bir tanım yaptım;

- Yurt dışı ile bağlantılı bir iş istiyorum
- Yönetici konumunda olmalıyım
- ........... maaş istiyorum
- Sosyal haklarımın şunlar olmasını istiyorum ( Araba, Prim, vs vs )

Bunu yaptığım tarih 24 Eylül. Bu arada kısa bir anımsatma yapayım, benim anlaşmamın biteceğini bana söyledikleri tarih Mayıs, yani bana Mayıs ayından başlayarak Kasım sonuna kadar iş arama izni verildi. Ben de etrafıma, arkadaşlarıma ve bazı büyük kariyer şirketlerine ve kariyer.net'e o gün başladım. Aklımda iş arama var ama bir taraftan da şu düşünceler sürekli kafamda...

Yaşım çok ( 51 ) bana kim iş versin, neden bana bu kadar para versinler, benim yerime dolduracak gencecik insanlar var, çok daha azına çalışacak adam bir sürü, benim pozisyonumda iş bulmak çok zor, iş bulmam kolay olmayacak, vs vs

Yani ben kendi kendime zaten iş bulamayacağıma, daha doğrusu beni tatmin edecek bir iş bulamayacağıma inanmışım. Zaten öyle de oldu, Mayıs ayından Eylül 24'e kadar bir tane iş yerinden ne bir teklif, ne bir yanıt geldi, inanın BİR TANE BİLE YOKTU. Her geçen gün teklif gelmediğime bir taraftan sıkılırken, diğer taraftan da haklı çıkmanın garip bir paradoksunu yaşıyorum. Demedim mi sana, o kadar kolay olmayacağını söyledim değil mi? Bak aynen dediğim gibi oluyor işte....

Bu dönemde Pınar bana sürekli baskı yapıyor, yapma bunu, sen bu istekleri gönderiyorsun, karşılığında da evren sana senin istediğini veriyor, olumlu düşün, olumlu iste ve sonrasını biliyorsunuz..

24 Eylül'de bu takvimi yaptım, isteklerimi net bir şekilde yazdım gönderdim. Kendimi, Zihnimi ve negatif düşünceleri elimden gelebildiği kadar bertaraf ettim, her geçen gün daha umutlu olmaya başladım. Evet ya, 30 senelik tecrübem var, İngilizcem var, bir çok farklı sektörde deneyimim var, istediğim gibi bir iş olacak, vs vs ...

Ve Ekim'in ilk haftası içinde bir dönem çalıştığım ( yaklaşık 5 sene ) bir firmanın Sahibi ve Genel Müdürü beni aradı. Haluk müsaitsen bir bana uğrasan dedi. Bir konuda fikrini almak istiyorum dedi. Memnuniyetle dedim ve ertesi gün kendisini ziyarete gittim.Biraz sohbetten sonra yeni bir ürün getirdiklerini ve çok iddialı olduklarını ve bu ürünün yönetimini bana vermek istediğini söyledi. Ürün Güney Kore'den geliyor dedi, bu ürünün Satış & Pazarlamasından, Satış sonrası servisine kadar benim yapmamı istedi.

Uzatmayayım, sonuçta her konuda anlaştık, 1 Kasım'sa başlayacağım ve geçen hafta seyahatim organize edildi, 2 Kasım akşamı kısmetse Güney Kore'ye 10 günlük bir eğitime gidiyorum, döndükten sonra da başlayacağız.

Mayıs - 24 Eylül arası bir süreçti, tek teklifin gelmediği, kendimin bile inanmadığı, 24 Eylül - 10 Ekim arası ise farklı bir süreçti, benim ne istediğimi bilerek ve isteyerek geçirdiğim bir süreç. Ve 24 Eylül'deki isteklerime bir kez daha bakın, isteklerimin karşılığını yüzde yüz almışım. 

Kimi arkadaşım bunlara çeşitli bahaneler bulabilir, benim bunu Evren'e bağladığım gibi bağlamayabilir, kimi tesadüf der, kimi şans, bilemiyorum, o düşünceler size kalmış. Ama benim önümde bunun tersine yani EVRENDEN İSTEDİĞİMİ ALDIĞIMA dair çok örnek var, inanan insanların anlattığı ve Pınar ile birlikte gördüğüm örnekler. 

O yüzden siz inanın veya inanmayın, EVREN gerçeğini göz ardı etmeyin, İSTEDİĞİNİZ neyse İSTEYİN. Olur veya olmaz, ama inanın kendinizi çok ama çok iyi hissedeceksiniz. Ben hala evrenle yazışıyorum, isteklerim değişti ama artık neyi, nasıl isteyeceğimi biliyorum ve o sonsuzluktan bunları istiyorum. 

Sizleri mutlu edebilecek her şeyin gerçekleşmesi dileğimle ...

Sevgilerimle,
Haluk
31.10.2010 15:30

25 Ekim 2010 Pazartesi

Tavsiye : SİSTEM - Öğreniyor, büyüyor, öldürüyor ...

Aksiyon severlere bir kitap - kurgubilim - tavsiye etmek istiyorum. Kitabın adı SİSTEM, yazan Karl Olsberg, CAN Yayınlarından.

Kitabın özetine geçmeden yazan kişinin biyografisinden çok etkilendiğimi söylemeliyim. Karl Olsberg 1960 yılında doğmuş, Bilgisayarcı, bir çok oyun yazmış, Yapa Zeka üzerine doktora yapmış, iki tane şirket kurmuş, biri multimedya üzerine, diğeri yazılım alanında. Firmalara kurumsal danışmanlık yapan Karl Olsberg Hamburg'da yaşıyor.

Kitap bir İNSAN tarafından yaratılan bir virüsün, kendi kendine gelişerek, internet üzerinden yayılması ve insanlığa karşı bir tehdit olmasını anlatıyor. Müthiş sürükleyici ve bir solukta okunan bir roman, tabi bu tarz romanları sevenler için. Özellikle bilgisayar dünyasında olanlar kitabı çok daha farklı bir şekilde okuyacaktır eminim. Yazılım dilleri, database dilleri, hacker'lar, cracker'lar, yani ne ararsanız var :)

Kitapta bazı anlatımlar o kadar gerçekçi ki, hani siz okurken ACABA'lar ve NEDEN OLMASIN'lar arasında gidip geliyorsunuz.

Neyse, çok detaya girmeme gerek yok, zaten eminim meraklıları okuyacak bu romanı.

Sevgilerimle,
Haluk
25.10.2010 18:30

16 Ekim 2010 Cumartesi

Çocuklarımız için ..Her şey seninle başlar

Evren, Kuantum fiziği, enerji, sen her şeysin, vs vs.

Artık bugün yüzlerce site, binlerce yaşam koçu, on binlerce kitap var bu konulara ait. Herkes bir tarafından tutuyor ve bir yerlerden başlıyor okumaya. Değişimler gerçekten yaşanıyor mu bilemiyorum, etkisini gösterdiği insanlar da var, hiç bir etkisi olmadı diyenler de.

İnananlar var, inanmak isteyenler var, inanmayanlar var bir de bunları gerçekten deli saçması bulanlar var. Benim blogumda bile yaptığım minik ankete 10 kişi katılmış, İnananlar ile inanmayanlar arasında öyle aman aman da fark yok, inanmak isteyenler sadece fark yaratabilecek olanlar belki ama inanmak istemek yetmiyor.

Bu konular kesinlikle tavsiye yazılarını okumayla olmaz diye düşünüyorum. Ciddi anlamda birbirinden farklı kitapları okumak ve bu tecrübeleri zamanla edinmiş insanlar ile konuşarak olabiliyor. Yani, zaman ayırmak, okumak, ilgili eğitim, seminerlere katılmak ve onların anlattıklarını özümsemek önemli. O yüzden inanmıyorum demek içinde veya deli saçması demek içinde benzer şeyleri yapmak gerek. Bilmediğiniz şeye inanmıyorum demek biraz saçma geliyor bana.

Geçenlerde bu konuyla ilgili epey bir kitap aldım yine, kitapların arasında bir tanesi çok dikkatimi çekti. Onu da aldım ve ilk sıraya koydum.

9+ yaş için hazırlanmış, yani çocuklarımız için. Hazırlayan Mümin Sekman. Özetine şöyle demiş " İlköğretim öğrencilerinin ÖZGÜVEN duygusunu geliştiren bir kitap ".

Çok hoşuma gitti. 9 yaş ve üzeri çocuklar için hazırlanmış. Hedef kitlesi çocuklar. Renkli, resimli ve kolay okunur.Okumaya başladım, zaten toplam 71 sayfa ama çoğu dediğim gibi resim ve büyük yazılardan oluştuğu için yarım saatte okuyabileceğiniz bir kitap.

En baştaki anketlere bakınca zaten gerçeği görüyorsunuz. BAŞARI nedir sorusunun ilk iki yanıtı OKUL. Neleri başaramamaktan kokuyorsun sorusunun ilk iki yanıtı OKUL.Hiç korkmasaydın, neleri başarmak isterdin sorusuna ilk iki yanıt OKUL.

Yani çocuklarımızın en büyük korkusu BAŞARISIZLIK. Mümin Sekman'da bu konuya eğilmiş. verdiği mesajlar da çocukların farkındalıklarını ve korkularını nasıl yeneceğini anlatıyor, okuyunca bizlerin de bilmesi gerektiğini düşündüm.

- Korkunu gözünde çok büyütürsen, korkun karşısında küçülürsün. 
- Cesaretin bittiği yerde Esaret başlar.
- Büyüklerimiz, bazen, kendi deneyip de yapamadıklarını, çocuklarının da yapamayacağını düşünür. Bu yüzden, bazen çocuklara, BÜYÜKLERİN BİLE HAYAL EDEMEYECEĞİ ŞEYLERİ BAŞARMAK düşer.
- Zorlukları azimle yenmek kadar " büyük düşünebilmek" de önemlidir.

- Geçmişteki başarısızlıklarımız geleceğimizi belirleyemez, çünkü zamanla büyürüz. Neler yapamayacağımız zaman içinde değişir, biz büyüdükçe yapamadıklarımız küçülür.
- Herkes bir şeyde diğerlerinden daha iyi olabilir.
- Sen kendine değer vermezsen, başkaları da sana değer vermez.
- BAŞARI için BAŞ ARI olmak lazımdır.
- Dünyayı değiştirmeye, kendinden başlamalısın.
- Sen değiştikçe şansın da değişir.
- Lider olmak istiyorsan, lider gibi düşünmelisin.
- Ne kadar dik durursan, o kadar ENERJİK hissedersin.

Ne dersiniz? Bu sözler sizce sadece çocuklarımız için mi geçerli?

Sevgilerimle,
Haluk
16.10.2010 11:10

Ya yarın sabah Facebook olmazsa ....

Facebook bugün yaşamımızın vazgeçilmezi oldu, artık seyrettiğimiz filmlerin bir çoğunda Facebook figüran olarak bile rol alıyor.

Peki Facebook'u bu kadar vazgeçilmez, hayatımızın bir parçası olmasını sağlayan şey ne? Türkiye değil, Dünyadaki kullanıcı sayısını da göz önüne alırsak, sadece Türk insanı hakkında yorumlar yapmak biraz yanıltıcı olur. Kullanım açısından belki bir çok ülkeden ileride olabiliriz ama bağımlılığı sanıyorum bütün insanları eşit konuma getiriyor.

Benzer bir çok program ve site var ama Facebook'un başarısını yakalayamadı, Dünya devi Google'da benzer şeyler yapmaya çalıştı ve çalışıyor ama yine Facebook tahtından inmiyor, inmediği gibi de her geçen gün üye sayısı ve tıklanma yüzdeleri ile yerini sağlamlaştırıyor.

Sosyologlar, araştırmacılar buna bir çok neden gösteriyorlardır mutlaka. Sonuçta insanoğlu üzerinde binlerce çalışma yapanlar, binerce denek ile yapılan çalışmalar sonuçta mutlaka insanoğlunu ortak noktaya getiriyordur.

Peki şöyle bakalım? Yarın sabahtan itibaren Facebook olmasa, ne yapardık?

Sabah kalktınız, kahvaltınızı yaptınız, sonra işte veya evde bilgisayarınızı açtınız ve www.facebook.com yazdınız, karşınıza bir mesaj geldi, kusura bakmayın Facebook'u kapadık. O anki şaşkınlığınızı attıktan sonra muhtemelen MSN veya benzeri programlar ile sohbet ettiğiniz arkadaşlarınızı veya hemen Cep telefonu ile çevrenizdekileri arar, nedir, ne oluyoru öğrenirdiniz, herkeste aynı sonuç çıktığına göre, günün yarısı neden, nasıl, ne yapacağızla geçerdi. Sonra....

Eminim büyük bir boşluk hissederdiniz. Orayı albümleri ve yazıları ile dolduran milyonlarca insanın aklına belki yazılarının / fotoğraflarının ne olduğu gelirdi, yedeklemeyenler varsa bu duruma üzülülerlerdi, peki ya sonra, büyük bir boşluk...

İlkokul, Ortaokul, Lise, Üniversite, İş, Akraba, Sevgili, Eski sevgili .....bunları Facebook vasıtası ile bulanlar, farklı oyunları, programları Facebook sayesinde tanıyanlar, çiftçilik, balıkçılık yapanlar, poker, idda oynayanlar, haber, maç, müzik, sinema paylaşanlar, farklı ülkelerde farklı arkadaşlıklar kuranlar ...hepsiyle birden iletişiminiz kopardı ....

Birdenbire ne kadar yalnız olduğunuzun farkına varırdınız muhtemelen, Facebook'un yaşamınızda ne kadar çok yer teşkil ettiğini fark ederdiniz, öyle bir yer ki, bir daha dolması belki de gerçekten zor ...

Ama şunu da fark ederdiniz, Facebook bir iletişim aracı olsa da, sizi bir ekran, bir klavyeye ve bir koltuğa mahkum eden bir şey. Sabah kalktığınız andan, yattığını ana kadar eğer Facebook'taysanız, siz aslında bir sandalye, koltuk üzerinde yaşayan birisiniz. Sohbetleriniz, paylaşımlarınız karşınızdaki ekran üzerinden yaşanıyor, hepsi sanal, gerçek olan üç beş saat süreyle oturduğunuz koltukta esir olduğunuz. Bu süre içinde bir şey üretmediğiniz, kendinize zaman ayırmadığınız...

Ben genel konuşuyorum, Facebook'tayken bir çok şeyi aynı anda yapıyor da olabilirsiniz, hem Facebook'ta olup, kitap okuyup, arkadaşlarınıza, eşinize, sevgilinize, çocuklarınıza zaman ayırıyor da olabilirsiniz. Facebook ile reel yaşam dengesini de kurmuş olabilirsiniz. Bu dengeyi kurabilen bir çok insan mutlaka var, ama kuramayanlar olduğunu da kabul etmeliyiz.

Özetle, iyi veya kötü, bugün Facebook sayesinde onlarca, yüzlerce arkadaşımız var, farklı zevklerin ve tatların da paylaşımını yapıyoruz, kimi zaman eğleniyor, kimi zaman hüzünleniyoruz. Faydalarını da, zararlarını da biliyoruz. Memnun ve mutluyuz, ama ...

Dedim ya, yarın sabah Facebook olmazsa, kendimizi nasıl hissedeceğiz? 

Sevgilerimle,
Haluk
16.10.2010 10:30

13 Ekim 2010 Çarşamba

Şimdi'nin gücü hakkında ..

ŞiMDİ'nin gücü kitabını ilk okumaya başladığımda biraz sıkıcı geldi, bahsettiği şeylerden biraz uzak kaldığım için baştan konsantre olamadım ve bıraktım, anlayamıyordum.

Evrenden Torpilim Var'ı okuyup bitirdikten sonra hayatıma yansıyan olumlu değişimleri de gözlemleyince, Şimdi'nin Gücüne tekrar başladım ve bugün bitirdim. Hala tam anlamıyla kitabın verdiklerini aldım mı bilemiyorum ama bir çok şeyi daha fazla özümsediğimi düşünüyorum.

Kitabı tavsiye etmeli miyim bilemiyorum, çünkü gerçekten çok ilmi noktalar da var, ruhi konular da. Eğlenceli bir kitap değil, bir çok şey öğrenmenize rağmen okurken zorlandığım bir kitap oldu ama sizler için aşağıda bazı bölümler yazacağım, arzu eden bu parçalardan sonra kendisi karar verebilir.

Kitap Amerika'da Bestseller olmuş bir kitap. Gerçeği Arayanların Mutlaka Okuması gereken bir kitap diyor, Echart Toll tarafından yazılmış.

" Siz evrenin ilahi amacının gerçekleşmesini sağlamak için buradasınız, SİZ işte bu kadar önemlisiniz ! " diyor Eckhart Tolle kitaba başlarken.

Zihin üzerinde çok duruyor kitap içinde, zihninizin esiri olmayın diyor ve şöyle bir açıklama yapıyor. " Zihniniz sadece bir alettir. O orada belirli bir işte kullanılmak üzere bulunmaktadır ve bu iş tamamlandığında siz bu aleti bir kenara bırakacaksınız. Çoğu insanın düşüncelerinin yüzde 80 ila 90'nının sadece yararsız boş ve tekrarlanan düşünceler olmakla kalmadığını bunların çoğunlukla olumsuz doğasından dolayı zararlı olduğunu da söyleyebilirim. Düşüncelerinizi gözlemleyin, bunun doğru olduğunu göreceksiniz. O yaşam enerjisinin ciddi biçimde sızıp gitmesine neden olur. "

Yine zihninizin içinizde bir ses olduğunu ve bu sesi sürekli duyduğunuzu anlatarak şöyle bir görüş ortaya atıyor. " Sokaklarda kendi kendine durmadan konuşan ya da mırıldanan kaçık insanlara rastlamışsınzdır. Bu sizin ve diğer normal insanların yaptıklarından farklı değildir, sadece siz bunu yüksek sesle yapmazsınız, o kadar. Bu ses yorumda bulunur, tartışır, yargılar, kıyaslar, yakınır, beğenir, beğenmez vs. Çoğunlukla işlerin ters gittiğii, yani olumsuz durumları ve sonuçları imgeler, buna endişe denir. "

Şimdi'nin gücünü ortaya koyarken de bunun en büyük rakibinin Zihin olduğunu iddia ediyor ve diyor ki " Zihin daima Şimdi'yi yadsımaya ve ondan kaçmaya çalışır, diğer bir deyişle siz zihninizle ne kadar özdeşleşirsseni o kadar acı çekersiniz. Peki Neden? Çünkü, o geçmiş ve gelecek olan zaman olmadan işlevini yapamaz, kontrolü ele alamaz. "

Esasında kitabın bence en etkili kısmı şimdi yazacağım bölüm, bu açıklamalar oldukça ilginç. Dikkatli okumanızı tavsiye ederim " Siz hiç Şimdi'nin dışında bir şey deneyimlediniz mi, yaptınız mı, düşündünüz mü yada hissettiniz mi? Ve bunu yapabileceğinizi sanıyor musunuz? Her hangi bir şeyin Şimdi'nin dışında vuku bulması ya da olması mümkün mü? Hiç bir şey geçmişte vuku bulmamıştır,o ŞİMDİ'de vuku bulmuştur. Hiç bir şey gelecekte vuku bulmayacaktır, o ŞİMDİ'de vuku bulacaktır. Sizin geçmiş olarak düşündüğünüz şey eski bir Şimdi'nin zihinde depolanmış anısıdır. Siz geçmişi hatırladığınızda, bir anıyı yeniden canlandırırsınız ve bunu şimdi yaparsınız. Gelecek ise hayal edilen bir ŞİMDİ dir, o zihnin bir projeksiyondur. Gelecek geldiğinde ŞİMDİ olarak gelir. "

İlginç değil mi :) Sonuçta gelmek istediği tüm nokta Zihin ve Egonuz, sizi her an geçmiş ve gelecekte yaşatmak için uğraşır, ŞİMDİ'nin gücünü kullanın diyor.

Okuyan arkadaşlarım beğenebilir veya sıkılabilir bilmiyorum ama ben beğendim, bazı bölümleri çok iyi anlayamasam da genel olarak güzel buldum. ŞİMDİ'ye inandığımı ve orada bazı örneklerde benim de zihnimin benzer oyunlar oynadığını gördüm, söylediği egzersizleri yaptığımda gerçekten zihnimden geçen düşüncelerin bir çoğunun işe yaramaz ve abuk olduğunu fark ettim. Endişe duyduğum anların hep geçmiş veya gelecek korkusu yaşadığım anlar olduğunu biliyordum ama bu belgelendi :)

Neyse, okuyan veya blogumdakilerle yetinen tüm arkadaşlarıma sevgiler, Zihninizin esiri olmayın ve ŞİMDİ'yi dibine kadar kullanın...

Sevgilerimle,
Haluk
13.10.2010 17:00