10 Ağustos 2010 Salı

Görülesi yerler serisi 5 : Elephati Adaları

Dubrovnik'te denize girmek biraz zor demiştik, özellikle de eski şehirde. Bu yüzden genellikle deniz kenarları, sahiller ve plajlar LAPAD bölgesinde yer alıyor. Zaten teknelerde Lapad bölgesinden kalkıyor.  Bizim kaldığımız pansiyonun 1 km ilerisinde bir sahil vardı, biz oradan denize girdik, denizi güzel, temiz. Dubrovnik ve diğer Adriyatik kıyılarında kum bulmanız pek mümkün değil, genelde ufak çakıl taşlarından oluşuyor bütün plajlar. Deniz de aynı, ilk başlar çakıl sonra bazı yerlerde zaman zaman kuma oluyor.

Dubrovnik'e deniz için gelenlerin yapabileceği bir kaç şey var. Öncelikle biz gitmedik ama Lokrum adasının bir bölümünde bir kaç tane plaj var, bu adada insan yaşamıyor, genelde tekne turizmine hizmet veriyor. Bizim zamanımız olmadığından bir günü oraya ayırmak istemedik. O yüzden Lokrum Adası hakkında çok fazla bilgi veremeyeceğim.

Yapmanız gereken tur ELEPHATI ADALAR turu. Elephati adaları 3 adadan oluşuyor. Genelde günlük turlar düzenliyorlar. Sabah 10:00 gibi kalkıyor tekne, akşamüzeri saat 18:00 gibi geri dönüyor. Bu tur esnasında üç adada da duruyor. Tekne turunun fiyatı normalde 250 kuna, ama bir gün önceden yaptırısanız 180 kunaya kadar düşüyor. Buna sınırsız beyaz ve kırmızı şarap veya içecek ile birlikte öğle yemeği dahil. Öğlen yemeğinde salati balık veya et veriyorlar.

İlk ziyaret edilen ada KOLOCEP adası, Dubrovnik'e en yakın ada. Bu adaya gidiş yaklaşık 45 dakika sürüyor. Küçük bir ada, yerleşim çok fazla değil. Ada teknelerin yapımında kullanılan ananas ağaçları ile dolu.

Minik bir kilsesi var, denizi güzel ve tek kum olan ada. Burada size yaklaşık 45 dakika zaman veriyorlar. Zaten adada denize girmekten başka yapacak bir şey yok.

İkinci ziyaret edilen ada SIPAN adası. Burası minik bir ada, denize grmekten başka yine çok fazla yapılacak bir şey yok. Etrafı gezmeye kalksanızda ya sahilde bira içeceksiniz veya denize gireceksiniz. Genelde herkes hakkını denize girmekten yana kullanıyor.

Burada da size 45 dakika zaman veriliyor, adanın içinde minik bir kale var, anca orayı geziyorsunuz, bu ada da ananas ağaçları ile dolu. genelde millet bisiklet kiralıyor ve yarım saat geziyor adayı, biz denemedik.

En son ziyaret edilen ada biraz büyükçe bir ada, LOPUD adası.  Bu ada oldukça enteresan, hem sahilde denize girilebiliyor hem de sizi golf arabaları ile yaklaşık 10 dakikalık bir başka plaja götürüyorlar, plajın adı SUNJ. kesinlikle gitmenizi tavsiye ederim. Denizi mükemmel, manzarası mükemmel. Deniz kenarında büyükçede bir barı var. Oldukça keyifli bir yer, gidiş için 20 kuna adambaşı alıyorlar, dönüşte aynı şekilde tabi. Bir de adada bol miktarda keçiboynuzu ağacı var :)

Lopud adasında ilginç olan bir yer var, ART PAVILLION. Aslında nasıl açıklayacağımı tam bilemiyorum. Tahtadan yapılmış ve içerisi tamamen karartılmış, hiç ışık almayan bir odaya giriyorsunuz, göz hizasında bir kaç cm lik bir ışık hüzmesi var, bu ışık hüzmesi odanın dört yanındada var, anladığım kadarıyla bu çizgi ufuk çizgisi, hani deniz ile göğün birleştiği çizgiyi anımsatan bir çizgi gibi. Neyse, çok anlatamadım ama merak eden şu web adresinden detaylarını öğrenebilir; www.tba21-crotia.org

 Buraya giriş ücretsiz.
Lopud adasında yaklaşık 3 saat zaman veriliyor. Bir de minik natinal parkı var, çok yaşlı ağaçlardan oluşan bu parkta bol miktarda osijen depolama şansınız var. Bir çok banklara uzanmış uyuyan insanları görebilirsiniz.

Adalar bittikten sonra Lapad'a geri dönüş yapıyorsunuz, dönüşte oldukça eğlenceli geçiyor, dediğim gibi yaklaşık 1 tam gününüz adalar, deniz ve teknede geçiyor. Daha fazla fotoğraf için www.halukilhan.com adresine bakabilirsiniz.



Sevgilerimle,
Haluk
10.08.2010 14.45

Görülesi yerler serisi 4 : Dubrovnik

Dubrovnik.

Özellikle tur yapan şirketlere baktığımda hemen hemen her tur şirketinin Dubrovnik ve çevresi için gezi paketleri var. 3 günden başlayarak 7 güne kadar tur paketleri.

Dubrovnik gerçekten görülmesi gereken bir yer. Eski şehir ile yeni yerleşimlerin birleştiği, tarihin çok yoğun yaşandığı bir şehir. Deniz olayını ise Dalmaçya'da oldukça fazla bulunan adalar sayesinde gerçekleştiriyorlar.

Aslında Dubrovnik'te görülecek iki tane yer var, sonrasında mutlaka ya yakın yerlere turlar veya adalara deniz turları yapmalısınız, çünkü Dubrovnik'i tam anlamıyla yani her yerini gezmeye kalksanız en fazla 1 gün harcarsınız. O yüzden özellikle Dubrovnik için 3 gün veya daha fazla zaman harcamak sizi sıkabilir.

Eski şehiri gezmeye başladığınızda etrafı çevreyelen surlar dikkatinizi çekiyor. Ana giriş kapısı olan Pile Gate'den içeriye giriyorsunuz. Bu taştan kapı 1537 senesinde yapılmış. Kapısında o zamanı tarif eden iki tane asker bekliyor. Tabi adı asker ama askerlerin turistler sayesinde bir saniye boş zamanları kalmıyor.

Gördüğünüz gibi Pınar'ın da orada bir fotoğrafı var, bu fotoğrafı çekmek için nasıl uğraştığımızı anlatmayacağım tabi :)))
Kapıdan içeri girdikten sonra hemen meşhur The Big Fountain çeşmesi geliyor. 1438 senesinde yapılmış olan bu çeşme, o zamanlar şehrin su gereksinmesini de karşılıyormuş, yani bildiğimiz sarnıç. Ancak, eskiden vebadan çok korkulduğu için şehre girişlerde bu çeşmede insanların yıkanması istenirmiş.

Çevresinde mutlaka bir etkinlik oluyor, kaçırmamınızı tavsiye ederim.

Eski şehrin ana caddesi Stradin caddesi. Uzun bir cadde, çeşmeden başlayıp Saat kulesine kadar gidiyor. Özellikle cafe'ler bu cadde üstünde, yorulduğunuzda bu caddede oturup bir kahve veya bira içip gelen geçeni seyredebilirsiniz, çünkü gerçekten çok kalabalık ve dünyanın her tarafından insanları görebiliyorsunuz, özellikle kalabalık turlar bu cadde üzerinde dinleniyor.

Hediyelik eşya dükkanları bu cadde üzerinde dizilmiş durumda ama tavsiyem buradan almayın, çünkü aynı hediyelik eşyaları eski şehirin dışındaki mağazalardan çok daha ucuza alabilme olanağınız var.

15. yüzyılda yapılmış olan Rector's palace ise bir başka güzel, özellikle geceleri çok güzel aydınlatıyorlar ve çok keyifli oluyor. Şehrin içinde yine bir kaç tane kilise var, en önemlisi Church of St. Blaise. Bir tane Akvaryumu var ama sakın para verip girmeyin, giriş 40 kuna ve içeride sadece 20 25 arası minik akvaryum var, balıkların ise pek bir özelliği yok. Tamamını gezmeniz zaten 5 dakikanızı almıyor.

Şehrin en güzel yerlerinden biris limanı, kalenin arka tarafında yer alan marina ve liman şehrin en kalablık yerlerinden birisi. Zaten Dubrovnik'e çok yakın olan Lokrum adasına da buradan gidiliyor, o yüzden adalara gidecekseniz direk kalenin arkasına marinaya gitmeniz gerek.

Dubrovnik'te eski şehirde pek denize girilmiyor, Lokrum adasına veya kalenin alt tarafında kayalardan giriyorlar. veya yakın adalara tekne turları alıyorlar.

Bence eski şehrin en etkili yeri SURLAR. O manzarasını gördüğünüz evlerin etrafını çeviren kalenin surlarının tamamını gezebiliyorsunuz. Yorucu olsa da mutlaka gezmenizi tavisye ederim, çünkü bir çok yeri üstten görme şansınız var ve inanılmaz bir manzara sizi karşılıyor.  Gerek deniz tarafını, gerek şehir tarafını bu kadar güzel görmeniz başka türlü mümkün değil.

Surlar sanıyorum 1-2 km ama rahat yürünüyor.

Saatlik şehir turları var, 45 dakika sürüyor. Eğer aracınız yoksa bu turları almak zorundasınız çünkü Dubrovnik'i üstten görüp eski şehri tam anlamıyla çekebileceğiniz tek yere bu tur otobüsleri gidiyor. Manzarası için verilebilir, maliyeti 90 kuna. Hemen şehir merkezinden kalkıyor. Her saat başı var.

 Otobüs aynı zamanda yeni yerleşim bölgesi olan Lapad'ı da gezdiriyor.

Dubrovnik'teki modern olarak göreceğiniz tek yer yeni yapılan köprü. Oldukça değişik bir tasarımı var ve Split yolu üzerinde olan bu köprünün de manzarası muhteşem, zaten dediğim o saatlik şehir turunu alırsanız, burayada getirip fotoğraf çekmeniz için zaman veriyorlar.

Köprünün bir tarafı denize, diğer tarafı içeriye kadar bir nehir gibi giren denize bakıyor, gerçekten çok güzel manzarası var.

Yemek için deni ürünlerini sevenler için kesinlikle kalenin arkasında bulunan, marinanın hemen yanındaki deniz restoranını tercih etsinler diyeceğim, zaten menüsünde kalamar, ahtapot, karides, midye ve benzeri bir kaç üründen başka bulunmayan bu restorana akşam girmek neredeyse imkansız, yaklaşık 60a yakın masası olmasına karşın, uzun kuyruklar oluşuyor, bu restoran dışında ben eski şehirde böyle uzun kuyrukları olan bir restoran görmedim. Kesinlikle tavsiye ederim.

Şehirin içerisinde bir çok eski günlri anımsatan kıyafet giymiş gençler var. En güzel ve ilgi çekenleri Korsanlar :) Korsanm kıyafetleri ve papağanları ile hemen hemen bütün turistlerin ilgisini çekiyorlar. Herkes o papağanlar ile fotoğraf çektirme yarışında oluyor. Yine müzik grupları ve bir çok aktivite şehir içinde sizinle buluşuyor.

Dediğim gibi Dubrovnik görülmesi gereken bir yer ama en fazla 1 gün, daha fazlasında yapacak bir şey bulamayabilirsiniz. Dönüş yolunda Dubrovnik'te 1 hafta kalan bazı turlara katılan insanlarla sohbet ettiğimizde ne kadar sıkıldıklarını anlattılar, o yüzden planlarınızı yaparken Dubrovnik dışında başka yerlere de giden turları tercih etmenizi öneririm.

Sevgilerimle,
Haluk
10.08.2010 10:45

Görülesi yerler serisi 3 : MOSTAR köprüsü

Seyahatimiz sırasında en çok görmek istediğimiz yerlerden birisiydi. Pınar'ın Saraybosna'ya inmesi sayesinde yolumuz üzerinde olan Mostar şehrini, dolayısıyla da Mostar köprüsünü görme olanağı da yakaladık.

Hani tarihi yaşamak diye bir terim vardır, aynen öyle oldu. Uzak bir zaman değil, 1992 de başlayan Sırpların saldırıları ve iç savaş sırasında bu köprü tamamen yıkılmıştı, o zamanlar televizyondan seyrediyorduk, arada bir kaç dakika haberlerde gösteriyolardı . Şehir tamamen harap olmuştu, hala da bir çok yerinde bu kanlı savaşın izlerini görmeniz mümkün, binalar tamamen onarılmamış. Ancak Mostar köprüsü eski haline bağlı kalarak aynen tekrar inşa edilmiş.

Köprünün bulunduğu bölüm ise bir çok minik dükkandan oluşuyor, ayrıca son derece turistik bir yer haline geldiği için barlar, restoranlar ve hediyelik eşya satan dükkanlar ile dolmuş. Özellikle restoranlar çok estetik şekilde tasarlanmış. Oldukça fazla ziyaret eden var.

Tursitik eşyalar Hırvatistan'a göre daha ucuz ama parası daha değerli. Savaşı bu kadar derinden hisseden bir yer için toparlanma sürecindeler hala.

Oraya gelipte Boşnak böreği yemeden dönmek olmaz dedik ve boşnak böreğini yerinde tattık. Bu arada öğrendik ki böreğin adı da Boşnakça Bürek demekmiş, Çay ise çay :) Halkı tertemiz, güleryüzlü ve yardımsever. Biz Türkiye'den geldik deyince, herkes bize arkadaş arkadaş diyerek karşıladı :)


Bu arada Mostar'dan sonra Saraybosna'ya giden yolda enfes kuzu çevirme yapıyorlar, lezzetini anlatamam. Gözünüzün çnünde dönen kuzular o kadar lezzetli ve ucuz ki. Bir örnek vereyim, 7 kişi kocaman bir porsiyon kuzu ( tandır tarzı ) ve kola, çay toplam 55 Euro hesap ödedik, gerisini siz hesap edin.

Mostar köprüsünün hikayesini aşağıda sizler için vikipedi'den çıkardım, bizden de bir kaç kare ekledim, daha fazla fotoğrafları www.halukilhan.com adresinde bulabilirsiniz.

Mostar Köprüsü, Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nin Mostar şehrinden geçen, Neretva Nehri üzerinde Mimar Sinan'ın öğrencisi Mimar Hayruddin tarafından 1566 yılında inşa edilen köprü. Mimar Hayruddin, köprü için 456 kalıp taş kullandı. Köprü, çevresindeki kente adını da verdi. Mostar, Hersek bölgesinin ana kenti oldu.

Neretva Nehri'nden 24 metre yüksekte 30 metre uzunluğunda, 4 metre genişliğinde olan Mostar Köprüsü, dönemine göre gelişmiş bir teknolojiyle inşa edildi. Köprü inşaatında 456 kalıp taş kullanıldı. Köprü, inşa edildikten sonra yakınındaki şehre ismini verdi, şehirde ticareti canlandırdı ve zenginleştirdi. Böylece Mostar, Hersek bölgesinin önemli bir şehri haline geldi. Mostar Köprüsü, cesur sporcular tarafından yıllarca bir atlama platformu olarak kullanıldı. Geleneğe göre şehrin erkekleri, nişanlılarına cesaretlerini ispatlamak için düğün öncesinde köprüden atlarlardı..

Bosna-Hersek'te başlayan iç savaş sırasında Mostar Köprüsü'ne ilk saldırıyı 1992'de Bosnalı Sırplar düzenledi. 1993'te Hırvat tankları köprüye daha büyük bir zarar veren saldırılarını başlattı. Kasım ayının sonunda köprü tamamen yıkıldı. Dev taşları, Neretva Nehri'nin sularına gömüldü. Mostar Köprüsü, yüzyıllar boyunca Bosna'da hoşgörü ve kültürel çeşitliliğin sembolüydü. Şehrin Müslüman ve Hırvat kesimini, birbirine bağlıyordu. Köprünün yıkımı, Mostar'ın çok uluslu mirasının reddedilmesi anlamına geliyordu.Savaş sonrasında İngiliz güçleri yıkılan köprünün yerine geçici bir demir köprü yaptı. Mostar civarındaki diğer köprüler de tahrip edildiğinden, nehrin iki yakasını birleştiren tek yapı olarak bu köprü kaldı.

Mostar Köprüsü' nün eski haline uygun olarak yeniden inşaası çalışmaları (TİKA) UNESCO ve Dünya Bankası' nın desteğiyle 1997'de başladı. Köprünün inşaatını Türk şirketi olan ER-BU üstlendi. Macar ordusundan dalgıçlar orijinal taşları nehir yatağından bulup vinçlerle çıkardı. Suyun içinde bozulmaya uğrayan taşlar yapıda kullanılamadığından orijinal taşların çıkarıldığı günümüzde kapalı olan taş ocağı tekrardan bu iş için açılıp aynı ocaktan çıkarılan taşlar köprünün yapımında kullanıldı. Orijinal modele sadık kalan şirket, köprünün temellerini de sağlamlaştırdı. 30 metre uzunluğundaki, 24 metre yüksekliğindeki köprünün kemerindeki çalışma Haziran 2002'de başladı. Kilit taşı Ağustos 2003'te yerine konuldu.

İnşaatı tamamlanan Mostar Köprüsü, aralarında Türkiye' nin de bulunduğu çok sayıda devletin temsilcilerinin hazır bulunduğu bir törenle, İngiliz Prensi Charles tarafından 23 Temmuz 2004 tarihinde açıldı. Açılışı, çok sayıda televizyon ekibi naklen yayınla seyircilerine ulaştırdı.
Mostar Köprüsü, eski Mostar şehriyle birlikte 2005 yılında Dünya Miras Listesi'ne eklendi.
Bugün çok uluslu bir yönetim tarafından idare edilen Mostar' da savaş döneminde başlayan bölünmeler hala devam etmektedir. Hırvatlar nehrin batısında, Müslümanlar ise doğusunda yaşıyor. Savaş sırasında şehirden ayrılan Sırplarsa bir daha geri dönmedi.

Sevgilerimle,
Haluk
10.08.2010 09:30

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Görülesi yerler serisi 2 : Saraybosna TÜNEL

Genel bilgileri okuyan arkadaşlarım anımsayacaktır. Normalde Bosna Hersek tarafına geçmeyecektik, Dalmaçya kıyılarını dolaşacaktık ama Pınar'ın pasaportundaki sıkıntıdan dolayı Pınar'ı almak için Saraybosna'ya gitmemiz gerekti. Bu zaman içinde de Pınar Saraybosna'yı internetten bayağı araştırmış, onu havaalanından aldıktan sonra görülecek yerleri ondan dinledik.

Pınar'ın bize aktardığı görmemiz gereken ve olmazsa olmaz yer TÜNEL di. Adresi biraz zor olsa da sonunda Tünel'i bulduk. Aslında bu Tünel'i belgesel seyreden veya yakın tarihi takip eden bir çok kişi anımsayacaktır. İnanılmaz bir şey başarılmış ve siz bu hikayeye tanık oluyorsunuz.

Tarih kitaplarında bir çok savaş okuduk, yaşımız gereği de bunları pek görmedik ama bu savaş çok geride değil, 1991 yılında başlayan ve 1995 yılında sonlanan ve yüzbinlerce insanın öldüğü, şehirlerin tahrip olduğu ve çok haksız bir savaştı. Bugün bu tarihe tanık olmak gerçekten insanın tüylerini ürpertiyor, gözyaşlarınıza engel olamıyorsunuz. Özellikle tünelde seyrettirilen bir video var, insanların ne sıkıntılar ile burayı yaptığını ve binlerce insanı nasıl kurtardığını iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Hikayesi ise şöyle;  

Sırplar ve Sırpları bu savaşta destekleyen diğer ülkelerce başlayan savaşta, Sırp güçleri Saraybosna'yı kuşatmış. Birleşmiş Milletler, insani yardım yapabilmesi için havaalanı bölgesinin kuşatma dışı tutulmasını istemiş. Saraybosna, Sırplar tarafından tamamen kuşatılmış ve bomabalanıyormuş. Bosna kendi Cumhuriyetini Cumhuriyetinin ilanı ettikten  sonra Boşnakları tanımamak için her taraf tanklarla, keskin nişancılarla çevrilmiş Havaalanının bulunduğu alandan geçen veya geçmeye çalışan birçok Boşnak, keskin nişancılar tarafından vurularak öldürülmüş. 

Boşnakların ellerindeki silah ve mühimmat da tamamen toplatılmış. Bu sırada bir çok ülke bunu seyrederken Türkiye ve bir kaç ülke Saraybosna'ya mühimmat, erzak ve silah yardımı etmiş. Ancak, Boşnakların askeri malzeme ve gıda temin edebilmeleri için bu havaalanını kullanmaları gerekiyormuş ama havalimanıan gelen bu erzaklar havalimanını gözleyen keskin nişancılar tarafından vuruldukları için bir türlü gelen malzemeyi Boşnak halkına ulaştırmamışlar. Bu yüzden de oldukça fazla kayıp veriliyormuş.

Buraya tünel yapma fikri oluşmaya başlamış, ama tünelin yapılabilmesi için yer altındaki suların toplanması gerekiyormuş, 1992 yılında tünele başlanmış, General Rasid Zorlak iki mühendise bu işi vermiş, birisi Nedzad Brankoviç, diğeri Fadıl Sero. Çok büyük bir gizlilik içinde bu tünelin yapımına başlanıyor.

30.07.1993 senesinde tünelin karşılıklı iki tarafında çalışan tünel işsçisi havaalanının altında bir yerde buluşuyor. Tünel 800 metre uzunluğunda, 1 metrwe genişliğinde ve 1,5 metre yüksekliğinde. 2800 metreküp toprak kazılmış, 170 metreküp ağaç ve 45 ton metal malzeme kullanılmış. 

Kazının tamamlnadığı ilk gece 12 ton malzeme bu tünelden geçirilerek halka ulaştırılmış.Tünelden günde ortalama 4000 insan geçiş yapmış, Sırplara ve kesin nişancılara hedef olmamak için bütün geçişler gece yapılıyormuş. Bu sırada tünelden haberi olan Sırplar burayı şiddetli bombardımana da tutsa, tüneli tamamen imha edememiş, her imha edilen yer halk tarafından tekrar yapılmış. Elektrik, mazot, benzin, hatta telefon hatları bile bu tünel içinden döşenmiş.

Özetle, bu tünel sayesinde yaklaşık 300.000 Boşnak Sırp toplama kamplarından, ölümlerden ve yerlerinden edilmekten kurtarılmış. 1995 yılında savaş bittiğinde 200.000'den fazla insan öldürülmüş, şehir tamamen yok edilmişti.

Bu arada bir bilgi daha vereyim, bu tünelin yapımında çalışan mühendis Nedzad Brankoviç, daha sonra başbakanalık yapmış ve 2009 senesinde ayrılmış.

Çok kısa bu ev hakkında da bilgi vereyim, bu evin sahibi Kolar ailesi, Tünelin sembolü haline gelen Nine Sida ve Dede Alija'nın yanı sıra Bajro, eşi Emina ve küçük oğulları Edin'in yardımları ve çalışmaları asl unutulmamış. Tünelde çalışan insanlara yardımları ve su ve ekmek taşıyan Nine Sida'da bir kahramanlık sembolü olmuş. Videoda Nine Sida'yı izleyebiliyrosunuz.

Aslında internette yüzlerce yazı var bu tüneli anlatan, daha fazlasını isteyen arkadaşlarım bu kaynakları da okuyabilir. Yine diyeceğim, eğer Saraybosna'ya gelirseniz, görmeniz gereken en önemli yer olarak söyleyeceğim.

Sevgilerimle,
Haluk
9.8.2010 12:30

Görülesi yerler serisi - 1 : ZADAR

Zadar gittiğimiz yerler açısından oldukça ilginç olan bir yerdi. Daha önce belirttiğim gibi ZADAR ve DALMAÇYA gezisinin fotoğraflarına www.halukilhan.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Mevki olarak Zadar aslında Dalmaçya bölgesinin son şehri, daha sonra kuzeyde Istra bölgesine geliyorsunuz. Zadar'da olduçkça tarihi bir şehir. Bu şehir asırlardı elden ele geçen bir şehir olmuş. En çok Bizans İmparatorluğunun etkilerini görüyorsunuz. 1. Dünya savaşından sonra burayı İtalya almış, en son da Yugoslav'lar da kalmış. İkinci Dünya savaşında da en çok bombalanan şehirlerden birisi olmuş.

Tarihi olarak baktığınızda burada da yine kale, surlar ve eski şehir ön plana çıkıyor. Oldukça eski kiliseleri var, eski şehir bombalamadan sonra hasar görmüş ama buna rağmen Unesco ve Avrupa Birliğinin yardımslarıyla eşhri eski haline getirmişler.

İçinde çok fazla gezilecek yer olmamasına rağmen oldukça fazla tursit toplayan bir şehir, sokaklar tıklım tıklım. Özellikle Avrupa'ya yakın olması nedeniyle de, arabayla Dalmaçya'yı gezmeyi düşünenler için Split ve Dubrovnik'ten önce olması her geçenin burada kalmasına neden oluyor.

Bunun yanında etrafında en çok ada olan şehirlerinden birisi Zadar. İki üç tane ziyaret edilen adaları var ki bunların başında DUGİ OTOK geliyor, bizim zamanımız olmadığından gidemedik, ancak yüze yakın irili ufaklı adaları var ve bir çoğunda insan yaşamıyor. Yaz kış bu adalara tekne turları düzenliyorlar. Özellikle gördüğümüz bir turun gezdirdikleri yerlere baktık ve gidemediğimiz için çok üzüldük.

Tekrar Dalmaçya'ya gidersem kesinlikle tura başlayacağım yer Zadar olacak. Hem tarihi, hem coğrafyası hem de turzimi ile gördüğüm bir çok yerden çok daha ilerlemiş durumda. İşin ilginci kiminle konuşsak ilk defa Türk görüyoruz diyorlar. Türkiye tarafından çok bilinen bir yer değil. Turlar içinde ben de hiç rastlamadım Zadar ile ilgili bir bilgiye.

Bu atraksiyonların dışında deniz kenarı olmasından dolayı iki tane farklı atraksiyon daha yaparak turizmlerini daha da geliştirmişler.

Zadar'ın marinası oldukça gelişmiş durumda, dediğim gibi adalara buradan her gün düzenli feribotlar kalktığı gibi, günlük turlar da bu marinadan yapılıyor. Marinanın ilerisinde ise DENİZ ORGU dedikleri bir şey yapmışlar. Burun açık denize baktığı için deniz genelde dalgalı, dalgaların olduğu yerlere de farklı genişlik ve uzunlukta kanallar yapmışlar ve üst tarafa da delikler delmişler. Dalgalar bu betona vurup o kanallardan içeri girince dalganın şiddetine göre farklı ses tonları çıkıyor, fotoğraftaki gibi herkes oturup bu sesleri dinliyor.

İkinci atraksiyon ise 2008 yılında yapılmış, adı GREETİNGS TO THE SUN, yani güneşe teşekkür gibi. 22 metre çapında bir cembere 300 adet solar koymuşlar, bu solar gün boyunca enerjiyi topluyor, güneş battıktan sonra da topladığı enerji ile günün renklerini geri yansıtıyor.

Renklerin dansını biz gözlerimizle göremedik ama Zadar ile ilgili aldığımız kitapçıklarda fazlasıyla var, bir tanesini aşağıda vermeye çalıştım.

Aslında bunun da hikayesi var, Alfred Hitchkok 1964 senesinde Zadar'a geldiğinde, gün batımını seyretmiş ve Dünyanın hiç bir yerinde ben böyle bir günbatımı görmedim deyip, bazı filmerinde günbatımı sahnelerini burada çekmeye başlamış. Daha sonra 2008'de bunu hayata geçirmişler. Maalesef yine zaman sıkıntısından dolayı biz bunu göremedik, ama biz Zadar'dan ayrılırken insanlar akın akın günbatımını seyretmeye geliyorlardı.

Özetle, ben Zadar'ı çok ama çok beğendim. Hırvatistan'ı keşfetmek için tatile çıkacak arkadaşlarımın mutlaka Zadar'a bir hatta bence iki gün ayrımasını tavsiye ederim. Denize girilecek yerler için adaları oldukça keyifli gözüküyor, tarih isteyen içinse şehir zaten kendisi bir tarih.

Sevgilerimle,
Haluk
9.8.2010 11:30

8 Ağustos 2010 Pazar

Dalmaçya gezisi - Genel Bilgiler ...

Bir önceki yazımda 1-8 Ağustos tarihleri arasında Hırvatistan'a tatile gideceğimizi yazmıştım. Tatilimizi Pazar günü tamamladık ve saat 18:30 gibi Atatürk Havalimanından ayrılarak evlerimize geldik. Yaklaşık 1500 fotoğraf çekmişim, hazırladığım özet fotoğrafları http://www.halukilhan.com/ sitemde bulabilirsiniz. Her ne kadar olumsuz bir takım olaylar ile de başlasak, kısa zamanda çözümler bulduk. Çok doğal olarak şimdiye kadar ilk defa birlikte tatil yapan üç ayrı çiftin, sıkıntılı ve gergin anları da oldu, ama onları da atlattık ve gezimizi kazasız, belasız tamamladık.

Öncelikle şunu söylemek isterim ki, bu gezimizde bize en büyük yardımı internetten araba kiraladığımız İzidor Arcanin'in yaptı. Ondan sadece araba kiraladık ama o havalimanına geldi, bizi karşıladı, otellerimizi ayarladı, dönerken de yine aynı şekilde bizi yine ücretsiz havalimanına bıraktı. Aslında sadece o değil, neredeyse Hırvatistan'da karşılaştığımız, sorduğumuz insanların ne kadar yardımsever olduğunu gördük. Eğer aranızda Dubrovnik'e gitmeye karar veren olursa İzdor ile temasa geçmesi yeterli olacaktır. Ne istediğinizi söyleyin, o temin etsin; araba, motor, bot, ev, otel, vs ...

Hırvatistan turizm gelirinin ve turistin farkında bir ülke. Her yer tertemiz, ulaşımdan otellerine kadar bir çok olayı çözmüş, eski tarihine sahip çıkmış ve halkı bunların farkında.

Oteller pahalı, biz pansiyon kiralamayı düşündüğümüz için otel rezervasyonu yapmadık, sağolsun İzidor'un tanıdığı Talia'nın harika apartmanında kaldık. Geceliği 45 Euro ödedik. Tertemiz, içinde mutfağı olan kocaman bir oda. Onun dışında da hep pansiyon-apart'larda kaldık ve 30 - 45 Euro / oda başı ödedik. Yani konaklama maliyetimiz oldukça ekonomik oldu.

Neyse, seyahat notlarına döneyim. Aksilikler ile başladık dedik, en büyük aksilik Pınar'ın Hırvatistan'a girememesi ile başladı. Hırvatistan'a vize olmadığı için Pınar'da pasaportunu kontrol etmemiş, hadi o etmedi, Atatürk Havalimanından ayrılırken polis ve güvenlikte farketmedi ve biz Dubrovnik Havalimanına geldik, ben geçtim, Pınar geçemedi. Yapacak bir şeyimiz olmadığından Pınar'ı aynı uçakla geri gönderdiler.

Ne yapacağımızı şaşırdık, Pınar İstanbul'a döndükten sonra Pazartesi günü pasaportunu halletti, Salı sabahı da Bosna-Hersek Saray Bosna'ya uygun bilet buldu. Biz de Salı sabahı gidip Pınar'ı oradan alıp tatile devam ettik. Sonuçta Pınar sadece Dubrovnik'teki Elephanti Adalar turunu kaçırdı.

Hani herşey de bir hayır vardır derler ya, bizim normalde gezi planımızda olmayan Bosna- Hersek, bu sayede bize de nasip oldu ve biz de Mostar ile Saraybosna'yı görmüş olduk.  Bu iki, yer ile ilgili seyahat notlarımı okumanızı tavsiye ederim, çünkü Mostar köprüsü ve Saraybosna'daki Tünel çok ilginizi çekecektir.

Bu talihsiz ( Pınar açısından ) ama bizim için daha fazla yer görmemize neden olayın dışında size bizim gezdiğimiz yerler hakkında genel bilgiler vereyim. Gezdiğimiz yerleri ayrıca yazacağım, fotoğraflarını da http://www.halukilhan.com/ adresinde görebileceksiniz.

Hırvatistan beş bölgeden oluşuyor. Dubrovnik - Zadar arası da bizim gezdiğimiz Dalmaçya bölgesi, kuzeyi Istra ve orta kısmı üç ayrı bölgeye bölünmüş durumda. Dubrovnik Zadar arası 550 km civarı. Ortada Split şehri var. Zaten Dalmaçya'nın üç önemli şehri var, Dubrovnik, Split ve Zadar.

Dalmaçya kıyılarında bin küsur ada var, bir çoğunda insan yaşamıyor. En önemli adaları Hvar, Brac, Mljet, Korcula ve Konati adaları. Hvar bugün eğlencesi ile Mykonos'a rakip durumda, Brac adasının güneyinde bulunan Bol burnu ve plajı ise herhalde dünyadaki önemli sahillerden birisi, bizim Ölüdeniz'i andırıyor. Diğer adaların da mükemmel fotoğraflarını ve turlarını gördük ama hepsini gzmek için ya çok uzun kalmamız lazımdı veya araba yerine bir bot kiralamamız lazımdı. Aslında bot kiralamanın da o kadar pahalı olmadığını maalesef son günümüzde öğrendik :)

Hırvatistan'ın para birimi KUNA, 1 Euro yaklaşık 7 Kuna ediyor. Havası aynı Türkiye gibi, ana nem sıfır, bu da bizi çok şaşırtan unsurlardan birisi oldu. İstanbul - Dubrovnik uçakla yaklaşık 1,5 saat. Oradan Mostar arabayla 3 saat, Mostar Saraybosna arasıda yaklaşık 2 saat. Yollar çok virajlı olduğundan bu kadar sürüyor, yoksa kilometre olarak çok fazla değil. Dubrovnik Split arası yaklaşık 2 saat, Zadar'da Split'ten yaklaşık 3 saat sürüyor.

Araba kiraları birbirine yakın. Mesela biz 9 kişilik bir Citroen Jumper kiraladık, 6 günlük kirası bize 750 Euro oldu, üç kez depoyu doldurduk, ortalama 70 Euro'dan 210 Euro'da eurodisel tuttu. Yani araba ve mazot toplam maliyeti bize 1.000 Euro oldu. Bunun yanında şehir içinde otobüsleri kullanabilirsiniz. Bileti otobüste alırsanız 10 kuna, gişeden alırsanız 8 kuna, bir bileti 60 dakika kullanabiliyorsunuz. Günlük bilet ise 25 kuna. Bir saatlik şehir turu 90 Kuna, ama göreceğiniz yerler çok sınırlı. Daha fazla bilgileri seyahat notlarımda bulabilirsiniz.

Yemek konusuna gelince; deniz ürünleri seviyorsanız buradan daha mükemel bir yer bulamazsınız. İlk gün Dubrovnik'e geldiğimizde gördüğümüz ama önünde çok kuyruk olduğundan yemek yiyemediğimiz restoranda ( sadece deniz ürünleri var, balık bile yok ), son gece Pınar ile birlikte yemek yeme şansı bulduk. İnanılmazdı, yedikten sonra neden bu kadar kalabalık olduğunu ve insanların bir çok yer dolu bile değilken neden buraya gelip kuyruğa girdiğini anladık. Lezzetine göre de fiyatları oldukça uygundu. Bunun dışında ne yemek isterseniz var ama bizim grubumuz biraz Pizza ağırlıklı oldu :) Bir pizza yaklaşık 40 Kuna, bira da 15 Kuna civarı. Burada bira neredeyse kola ve sudan daha ucuz ve oldukça lezzetli.

Bu seyahatimizle ilgili şunu söyleyerek genel bilgileri bitiriyorum. Dalmaçya bölgesini kesinlikle araba veya bot kiralayarak gezmelisiniz. Aksi takdirde sadece gittiğiniz bölgede kalırsınız ki inanın bana hiç bir şey görmeden gelmiş olursunuz. Örneğin Dubrovnik bir günden fazla gezilecek bir yer değil, tabi eğer adalara gidip gelmezseniz, yakın adalarda en fazla bir kaç gün. Yani yedi günlük bir Dubrovnik turunu kesinlikle tavsiye etmem.

Dediğim gibi; 1500'e yakın fotoğraf çekmişim, diğer arkadaşlarım da çektiler, bazı fotoğraflar benzer hatta aynı bile olabilir ama farklı olanlar da var. Ben kendi çektiğim fotoğrafları sitemde, http://www.halukilhan.com/ da yayınlıyorum.

Umarım seyahat notlarımla birlikte hem okumaktan, hem izlemekten memnun kalırsınız.

Sevgilerimle,
Haluk
8.8.2010 23:00