27 Aralık 2011 Salı

BARS ..... Bölüm 4








BARS Bölüm 4


Jake konuya nasıl gireceğini daha önceden düşünmüştü, Bars’ın zeki birisi olduğunu biliyordu, ne kadar detaya girmesi gerektiğine henüz karar verememişti.

-   Bars, bugün Genel Merkezden bir proje geldi. En baştan söylemeliyim ki oldukça GİZLİ bir proje, hatta şunu da eklemeliyim, bu projenin detaylarını bilen dördüncü kişi sen olacaksın.
-   Öyle mi? Gurur duydum, bana bu kadar güveniyorsunuz yani.
-   Evet, güveniyorum Bars, sadece ben değil, Genel Merkez de çok güveniyor. Şimdiye kadar yaptıklarınla bunu kanıtladın zaten.

Bars gülümsedi, kafası her ne kadar Berfin ile meşgulse de, duyduğu bu sözler gururunu okşamıştı.

-   Benim bu noktaya gelmemede emeğin çok fazla Jake, bunu asla inkar edemem, hem senin hem de Genel Merkezin bu görüşlerine çok sevindim. Peki nedir bu proje?
-   Açıkçası Bars, bu şimdiye kadar yaptığımız projelerden biraz farklı ve Türkiye’de değil, Afrika’da bir ülkede yürüteceğiz bu projeyi.
-   Afrika’mı?
-   Evet, Afrika’da, ülkeyi şimdi söylemeyeceğim sana, ama Genel merkezin üzerinde çok durduğu ve çok önemli bir proje olduğunu söyleyebilirim.

Bars oldukça şaşırmıştı, bildiği kadarıyla TRISTAR’ın Mısır ve Fas’ta organizasyonları vardı, bu proje için neden Türkiye seçilmişti, özellikle Mısır organizasyonun başında daha önce birkaç kez toplantılarda karşılaştıkları Mahmut Ebsan adlı birisi vardı.

-   Anlayabildiğimi  söylersem yalan söylemiş olurum Jake ama Afrika’da bir projeyi Afrika’daki TRISTAR organizasyonlarını neden üstlenmiyor?

Jake bu tarz soruları bekliyordu, o yüzden hemen yanıtını verdi.

-   Çünkü bu bir yazılım projesi değil Bars, ya da şöyle söyleyeyim Yazılım projesi olarak gözükecek ama yazılımla direk ilgili değil ve açıkçası bu projede TRISTAR adı da geçmeyecek.
-   Bilmece gibi oldu ve gerçekten kafam karıştı. Yazılım projesi değil ama yazılım projesi, TRISTAR Türkiye projenin sahibi ama TRISTAR adı geçmeyecek. Biraz esrarengiz oldu, sanki casus romanları gibi.
-   Aslında güzel özetledin, evet, buna bir casusluk projesi diyebiliriz.
-   Şaka yapmıyorsun değil mi?
-   Hayır, Bars, şaka değil.
-   Bu yasal bir proje mi peki? Çok meraklandırdın beni.

Jake bunu da bekliyordu, Bars’ın içinde artan soruları ve esrarengiz durumun onda yarattığı adrenalini hissedebiliyordu.

-   Yasal derken ne kast ettiğine bağlı, ama bu projenin bize verilmesinde sadece bizlerin Yazılım tecrübeleri örnek alınarak değerlendirilmedi.  Başka özelliklerimiz de göz önüne alındı.
-   Ne gibi özellikler bunlar Jake?
-   Yönetim kabiliyeti, soğukkanlılık, cesaret ve dövüş sanatlarındaki ustalık.

Bars’ın iyice kafası karışmıştı, şimdiye kadar amatörce yapmış olduğu dövüş sanatlarındaki ustalığının böyle bir zamanda devreye gireceğini hiç ummamıştı. Arada Jake ile birlikte çalışırlardı ama bunu sadece eğlence için yaparlardı. Jake’in ne kadar usta olduğunu biliyordu.

-   Gerçekten şaşırdım Jake ve açıkçası görebildiğin gibi de bayağı heyecanlandım.

Gülümseyerek devam etti

-   Ne o yoksa Afrika’da bir ülkede darbe falan mı yapacağız.

Jake de gülümsedi,

-   Yok canım, ne darbesi, biz sadece bizden hizmet isteyen birilerine yardımcı olacağız.
-   Peki ama Jake hala anlayamıyorum, biz bir Yazılım Şirketiyiz, ve en iyi yaptığımız iş, yazılım üretmek. Hani bizim farklı özelliklerimizden faydalanmak isteyen insanlar bu işleri çok daha profesyonel olarak yapacak birilerini bulabilir, hele ki Müşteri Amerika’daki Genel Merkezimize kadar gelmişse, TRISTAR’ın bu konuda bir çok uzmanı var, neden biz seçildik, ben bunu anlayamıyorum.

Jake, artık bu sorulara yanıt vermekte zorlanmaya başladığını hissetti, o ana kadar ne kadar detaya gireceğini bilemiyordu, ama bu dakikadan sonra biraz daha fazla bilgi vermesi gerekecekti.

-   Bars, o zaman olayları sana şöyle kısaca aktarmak istiyorum. Türkiye’de büyük bir şirketin Afrika’da bir ülkede yatırımları var, oldukça değerli ve büyük yatırımlar, ancak Türkiye’deki bu şirket, bu yatırımlarını yasal olmayan bir yoldan, paravan bir şirket üzerinden yapıyor. Ancak bunu o kadar iyi yapıyorlar ki, bir açıklarını yakalamak neredeyse olanaksız. Türkiye’de bu şirketin yatırımlarını yaptıkları bu ülkeye de bir başka şirket girmek istiyor. Amerika’da olan bu şirket paravan şirketi ortaya çıkartarak Türkiye’deki o şirketin bu ülkeden ayrılmasını istiyor. Bizim işimiz de Türkiye’den başlayarak o ülkeye kadar yapılan işlemleri takip edecek bir sistem oluşturmak ve bu şirketin o ülkeden ayrılmasını sağlamak olacak.
-   Jake, bu bir şaka değil değil mi? Senin şu anlattıkların demin dediğim gibi CIA imzalı bir filme benziyor cidden. Bunun için bizim gibi bir yazılım firmasına neden gereksinim duysunlar ki?
-   Öncelikle Türkiye’yi biz çok iyi tanıyoruz, onlarca proje yaptık, bunun da ötesinde ÖNEMLİ projelerde istihbarat alabileceğimiz bir takım önceliklerimiz var biliyorsun.

Bars Jake’in gelmeye çalıştığı noktayı anlamaya başlamıştı. Özellikle Askeri projelerde çalışırken, normal bir çok şirketin ulaşamayacağı bir takım önceliklere sahiptiler, bu öncelikleri sadece işleri için kullanmışlardı ama o öncelikler orada duruyordu, kullanmak istediklerinde ellerindeki projeleri öne sürerek rahatlıkla kullanabilirlerdi, bu da açıkçası sonsuz kaynaklara ulaşabilmek demekti.

-   Anladım, peki yazılım kısmında sanırım bu şirket hakkında bilgi toplayarak, yeni bir sistem oluşturup, şirketin girdisini, çıktısını, para transferlerini, ilgili kişileri takip etme falan gibi bir şey yapacağız. Yani tam kafamda şekillenmedi ama, sanırım buna benzer bir şey olacak.
-   Evet, aynen öyle, bu şirketi Genel Merkez araştırdı Bars, çok ustalar ve açıkçası şimdiye kadar bir açıklarını bulamadılar. O yüzden bu işi üstlenmemizi istiyorlar.
-   Projeyi biraz anladım da Jake, peki bizim diğer özelliklerimizin, mesela dövüş sanatlarındaki ustalığımızın bu iş ile ilgisi ne?

Jake bir kez daha gülümsedi.

-   Araştırmasını üstleneceğimiz şirketin bizim bu çalışmalarımızdan hoşlanacağını sanmıyorum, her ne kadar GİZLİ olsa da, onların da bir takım kaynakları olduğu muhakkak, yani eninde sonunda bizim bu tarz bir çalışma yaptığımızı  öğrenme şansları olabilir, Genel Merkez Paravan şirketi de biraz araştırmış, başında Aybars Tetik denilen birisi var. Hakkında çok fazla bilgi sahibi değiliz, bildiğimiz oldukça sık seyahat ettiği, özellikle bu Afrika ülkesine ve sürekli korumalar ile gezdiği.
-   Yani iş sadece yazılım ile bitmiyor değil mi?
-   Hayır maalesef bitmiyor.
-   Peki bu ülkede yaptıkları yatırım ne Jake? Neden bu kadar önemli? Hem bu yatırımlar çok mu gizli? Ben şimdiye kadar yazılı veya görsel basında bir Afrika ülkesine yapılan yatırımları hiç duymadım. Hem her şeyi anlattın artık, hangi Afrika ülkesiymiş burası. Onu da söyle bari.
-   Botsvana.
-   Botsvana mı? Hiç duymadım, nerede bu Botsvana?
-   Botsvana Cumhuriyeti önceleri İngiltere'ye ait bir bölgesiydi. 1966  yılında bağımsız bir ülke oldu. Güneyde bir yer, Güney Afrika Cumhuriyet, Namibya, Zimbabve ve Zambiya ile sınırı var. 2 milyon kişinin yaşadığı bir yer. Başkenti Gaborone. Ve bil bakalım bu ülkede en önemli şey ne, neden bu ülke insanların iştahını kabartıyor?
-   Elmas mı?
-   Evet, tam üstüne bastın. Elmas Madenciliği.
-   Anladım, peki Türkiye’deki şirket bu elmas işine mi girmiş durumda, bu şirket hangi şirket, onu biliyor muyuz?
-   Evet, ama bunu şimdi açıklamak istemiyorum, proje detaylarına sonra gireriz, evet, ne diyorsun? Var mısın bu projede benimle birlikte çalışmaya?
-   Seninle birlikte her projeye gözüm kapalı girerim Jake, senin bana olan güvenini boşa çıkartmayacağıma emin olabilirsin. Peki sen ve ben, başka kim olacak?
-   Emine ile de konuşayım diyorum, sonuçta onun da çok yardımına gereksinmemiz olacak, ne dersin?
-   Bence de iyi olur ama ne kadar detaya girmen gerekecek, onu tam bilemiyorum açıkçası.
-   Asla sana anlattığım kadarı değil, ben onu ayarlarım.

İkisi de bir an sessiz kaldılar, Jake projeyi anlatmış, Bars’dan aldığı olumlu etki ile de rahatlamıştı, Emine’ye bu kadar detay vermeyecekti. Bars ise oldukça heyecanlanmıştı, farklı bir projeye imza atacaktı. Jake ile birlikte çalışmayı seviyordu.

-   Kaçalım artık istersen Bars, bu arada canını sıkan meseleyi sormadım, anlatmak istersen dinlerim.
-   Yok, o kadar önemli değil, hallederim ben, teşekkür ederim ilgilendiğin için. Bu arada benim yapmamı istediğin bir şey var mı, başlangıç olarak.
-   Evet var Bars, onu sona saklamıştım.

Jake ayağa kalktı, gülümseyerek;

-   Mümkünse bu akşam Botsvana ile ilgi internetten ne kadar bilgi toplayabilirsen o kadar iyi olur. Özellikle Gaborone kentini iyice bir çalış, bak bakalım en güzel otelleri hangisiymiş, ha biraz da gece hayatını öğren.
-   Otel mi, gece hayatı mı? Neden?
-   Eh, birkaç gün sonra sen ve ben Botsvana’ya gidiyoruz. Gidince nerede kalacağımızı ve gece nasıl eğleneceğimizi bilmekte fayda var diyorum.

İsimsiz Kahramanlar ... Film & Dizi çevirmenleri ...

Bir çok farklı konuda İSİMSİZ KAHRAMANLAR örneklerine rastlarsınız, örneğin bir futbol takımında önde olan yöneticiler, teknik direktörler, futbolcular önde gelir ama alt yapısında onlarca isimsiz kahraman vardır. veya çok başarılı bir konserde konseri veren ön plandadır ama o konser alanındaki sahneden, biletlerini satmaya uğraşanlara kadar bir çok isimsiz kahraman vardır.

Benim gibi Filmkolik & Dizikolik insanlar içinde isimsiz kahramanlar, o filmin alt yazısını hazırlayanlardır.

Düşünün, bir filmi seyrederken beğeninizi neye göre ölçersiniz? Çekimler tamam, sahneler harika, oyuncular da mükemmel oynamış, AMA filmi anlamıyorsunuz, çünkü Alt yazı o kadar kötü tercüme edilmiş ki, siz yabancı dilde bir sürü konuşma duyuyorsunuz ancak alttaki alt yazı kısa kısa kelimelerden oluşuyor.

Filmi veya diziyi anlamanıza, beğenmeniz de en önemli kısımdır, anlayamadığınız bir filmi sevemezsiniz. Ha yabancı dil biliyorsanız belki alt yazıyı kapatıp filmi anlamaya çalışabilirsiniz. Ama ya film bir Kore filmi veya Çin filmiyse ne yapacaksınız?

Hatta bazen yabancı dil bildiğiniz halde, bazı kurgu-bilim film veya dizilerinde o dili tam olarak çözemeyebilirsiniz.

Ben film ve dizi seyretmeyi çok sevdiğim için, alt yazı benim için çok önemli, ne kadar ingilizce de bilsem, bir çok seyrettiğim film farklı dillerde de olsa, alt yazı eğer düzgün ise filmi veya diziyi daha çok beğeniyorum. Çeviri ya yanlış veya eksikse de o filmi seyredemiyorum ( ingilizceyse devam ama değilse tam bir rezalet ).

Biliyorsunuz bu alt yazıları hazırlayan arkadaşlarımızın çoğu Yabancı Dilde dinleyip, tekrar tekrar dinleyip tercüme ediyorlar. Eskiden dublaj vardı, şimdi artık orijinal film sesleri ile dinliyoruz, alt yazıdan okuyoruz.

Sizleri bilemem ama bu kişiler benim için gerçekten isimsiz kahramanlar. Bu konuda başarılı olanlar da inanın öyle çok fazla değil. Benim seyrettiklerimin çoğunda ya Begüm Özdemir var, ben de merak ettim ve Begüm Hanımı Facebook'ta buldum ve kendisi ile de arkadaş oldum. Şimdiye kadar seyrettiğim tüm film ve dizi çevirileri çok başarılı, kendisine de teşekkür ettim.

Tercüme ile ilgili son bir söz söyleyip bitiriyorum; Tercüme KADIN gibidir derler, GÜZELİ sadık olmaz, SADIĞI güzel olmaz :)))

Sevgilerimle,
Haluk
27.12.2011 12:00

26 Aralık 2011 Pazartesi

Değişmeyen tek şey Değişimdir ....

Çok bilinen ve artık klişe olmuş bir söz vardır, bilirsiniz : “ Değişmeyen tek şey değişimdir.”

Değişimin sözcük olarak kullandıldığı kadar kolay bir şey olmadığı konusunda sanırım bir çoğumuz aynı fikirdeyiz, çünkü değişim sadece düşünerek yapılan bir şey değildir. Değişimlerin maliyeti vardır, istemeniz gerekir, hem de tam anlamıyla, içinizden. İnanmadığınzı ve istemediğiniz sürece değişim sadece sözde kalır.

Değişimler gerek iş yaşamında, gerek özel yaşamınızda sizi olduğunuz yerden farklı noktalara taşır, bazen farkında olarak, bazen farkında olmadan yaşamınızda değişimler olur. Ancak yaşam tarzımızda, hayata bakış açımızda bir değişim yapmak için hep bir neden bekleriz.

Düşünsenize, örneğin bekar veya boşanmış bir kadının, bir erkeğin yaşamını. Sabah aynı şekilde kalkacak, traş olacak veya makyajını yapacak, arabasıyla veya toplu taşıma araçlarıyla işine gidecek, her gün gördüğü insanlar, müşteriler ile bir tam gününü harcayacak, akşam belki iş sonrası arkadaşlarıyla biraz zaman geçirecek, sonra evine dönecek, televizyon, kitap okuma, müzik dinleme, facebook, msn ve sonra uyuyacak, ertesi sabah, bir sonraki gün, hafta, ay belki sene, bunların hepsi tekrarlanacak.

Bu yaşamı devam ederken her hangi bir anda değişime karar vermesi için ne olabilir? Nasıl bir şey yaşamalı ki, kendini değişim için sorgulasın?

Şehirden sıkılan, değişimi şehiri terk etmede arar, karısından, kocasından sıkılan, dayanamayacak noktaya gelen değişimi boşanmada yaşar, işinden, patronundan sıkılan değişimi iş değiştirmede arar, sevgilisinden sıkılan değişimi sevgili değiştirmekte arar.

Peki yaşadığı hayattan sıkılan değişim için nasıl bir neden arar?

Bana göre bu sorunun yanıtı, değişim kararı, kişi gerçekten kendini sorgulamaya ve bu yaşamı hak ettiğini düşünüp düşünmediğinde başlar. Kendine karşı samimi olamayan, hatalarını göremeyen, yaşadıkları için nedenleri dışarıda arayan birisi hiç bir zaman değişmeyecektir. Değişim içimizde olmalıdır, ben değişmezsem karşımdaki insanların, şartların değişmesini nasıl bekleyebilirim?

Değişim kararı, yaşamınızda bir şeyleri değiştirme kararı, öncelikle samimi bir şekilde kendinizle konuşmakla başlar. İç sesinizi dinlemekle, neyi ne zaman nasıl istediğinize karar vermekle başlar.

Bence, asıl sorunumuz yaşamdan beklentilerimizi ve önceliklerimizi doğru teşhis edememekten başlıyor.

  • Ne istiyoruz?
  • İstediğimiz yaşamı mı yaşıyoruz?
  • Yaşayamıyorsak nedenleri ne?
  • Bu nedenleri ortadan kaldırmak için ne yapıyoruz?
  • Çok mu olanaksız şeyler istiyoruz?
  • Kendimizden çok karşıdan mı bekliyoruz?
  • Alamadığımız da vaz mı geçiyoruz?

Onlarca soru sorabiliriz kendimize, yeter ki dürüst bir şekilde yanıtlayalım, kendimizi kandırmayalım, çünkü yanlış teşhis, yanlış tedavi getirecektir. Kendimizi kandırmakla elimize bir şey geçmeyecektir.

Sorun kendinize, ne istiyorum? Bu istediklerimi elde edebilmek için ne yapıyorum?

İşte eğer isteklerinizle, yaptıklarınız birbiri ile örtüşmüyorsa, o zaman sizin değişime gereksinmeniz var ve bir an önce bu değişimlere maliyeti ne olursa olsun başlamanız gerekmektedir.

Sevgilerimle,
Haluk
11.03.2011 23:30

25 Aralık 2011 Pazar

BARS ... Bölüm 3

BARS Bölüm 3


Yasemin telefonu kapadıktan sonra bir an ne yapması gerektiğini düşündü. Bars’a yalan söylemek zorunda kalmıştı ve bunu yapmaktan hiç hoşlanmamıştı. Berfin’i çok seviyordu ama Bars’a yalan söylemek zorunda kalmak farklı bir şeydi.  Üstelik açıkçası Berfin’in Bars’ı bu kadar umursamaması ve evliliğine değer vermemesine oldukça üzülüyordu. Bars bunu hak etmiyordu.

Bunu birkaç kez Berfin ile konuşmaya çalışmış ama Berfin bu konuda çok ketum davranmıştı. Sonuçta onların özel yaşamıydı ama şimdi bu yalan ile o özel yaşama bir şekilde dahil olduğunu, hem de hiç istemediği bir şekilde dahil olduğunu hissetmişti.


Üniversitedeyken çok fazla arkadaş canlısı birisi değildi, az ve öz arkadaşlıklar kurardı, daha sonra çalışma hayatına atılınca daha sosyal ortamlara girmeye başladı. İlk başlarda kilosu ile barışık olmadığından dolayı, kendisini çirkin bulur, erkeklerin ilgisini çekmeyeceğini düşünürdü. Balık etinden biraz fazlaydı kilosu.

İş yaşamına atıldıktan sonra kendisine daha dikkat etmeye başladı, bir jimnastik salonuna yazıldı, altı ay sonra oldukça kilo vermişti, aynada kendisine baktığında kendini beğenmeye başladı, bu moralle de jimnastiğe daha fazla zaman ayırmaya başladı. Kilo verdikçe ve sosyal ortamlara girdikçe hem erkeklerin, hem kızların da dikkatini çekmeye başladı. 

İlk aşkını da yirmi dört yaşında yaşadı, bu aynı zamanda onun ilk cinsel deneyimi olmuştu. Aybars ile bir arkadaşının doğum günü partisinde tanışmışlardı. Daha sonra Aybars ile birkaç kez buluşmuşlar, gezmişlerdi. Bir dönem sonra sırılsıklam aşık olmuştu Aybars’a. Aybars  otuz beş yaşlarında, uzun saçlı, esmer, uzun boylu, atletik bir vücuda sahip, eşinden ayrı yaşayan, yakında boşanacağını söyleyen ve çocuğu olmayan birisiydi. Özel bir şirkette yöneticilik yapıyordu. Eğlenceli, esprili ve çok yakışıklı bir adamdı.

Bir gece epeyce alkol alıp eğlendikten sonra eve giderlerken, Aybars arabayı deniz kenarında bir yere çekmiş ve ona arabada sahip olmuştu. Hayır demeyi hiç düşünmemişti, ama Aybars’ın şaşkınlığına şaşırmıştı.  Bakire olduğunu beklemediği aşikardı. Daha sonra bunu uzun uzun konuşmuşlar ve çok mutlu bir şekilde evine dönmüştü. Seviyor ve seviliyordu, sabaha kadar Aybars’a mesajlar yazdı, yanıt beklemiyordu tamam ama Aybars’a sadece ilk mesajına yanıt vermiş, diğerlerine yanıt vermemişti. Bunu o zaman çok doğal karşılamıştı, yorgundu, muhtemelen uyumuştu da. Sabaha arka arkaya mesajları okuduktan sonra hepsine birden yanıt verecekti. Çok güzel ve keyifle uyudu.

Sabah erkenden uyandı, Aybars’a günaydın sevgilim ile başlayan ve dün gece içinki mutluluğunu yansıtan bir mesaj daha attı. Hazırlanmaya başladı. Aybars hala mesajlarına yanıt vermemişti. Erkendi daha, kalkınca arardı veya belki önemli bir toplantıdaydı. Giyindikten sonra çıktı, durağa kadar yürüdü, otobüsü beklemeye başladı. İçi içine sığmıyordu. Muhteşem bir gece geçirmiş ve harika bir sevgili edinmişti. Bu arada arayana birkaç arkadaşına geceyi ve sevgilisini ballandıra ballandıra anlattı. Otobüs geldiğinde bindi ve işine geldi.

Öğlene doğru hala Aybars’tan ne bir mesaj ne bir telefon almıştı. Dayanamadı ve aradı ama telefon açılmadı, tamam dedi, toplantıda, en azından bir mesaj yazayım. Hisleri o kadar yoğundu ki, bir mesaj diye başlarken, arka arkaya dört mesaj yazdı. Tekrar işine döndü. Yoğun bir gündü, zamanın nasıl geçtiğini fark edemedi, saat yarım olduğunda Aybars’tan hala haber yoktu, bir kez daha aradı, yine aynı, çaldı ama açan olmadı.
Acaba başına bir şey mi geldi diye düşünmeye başladı, ne yapmalıydı. Derken mail kutusuna bir mail geldi. Baktı Aybars’tandı, sevinçle açtı ve okumaya başladı;

Yasemin, bunu sana nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum, dün için ne kadar özür dilesem boş, biliyorum, gerçekten kendimi çok berbat hissediyorum, bunu yapmamalıydım ama olan oldu. Sana gerçekleri söylemeliyim ki bana boşuna umut bağlama. Biliyorsun söylemiştim, eşimden ayrı yaşadığımı, bu doğru ama eşimle arada sırada görüşürüz, bundan birkaç ey evvelde birlikte yemek yemiştik, benim için çok bir anlam ifade etmeyen gecelerden birisiydi. Sonuçta birlikte de olduk ama sadece cinsellikti.

Dün gece seni bırakıp eve geldikten sonra eşim aradı ve hamile olduğunu söyledi, ne yapacağımı şaşırdım, beni çağırıyordu ve konuşmak istiyordu. O yüzden mesajlarının sadece birisine yanıt verebildim ve sonra kalkıp gittim. Bütün gece konuştuk, sabaha kadar ve tekrar denemeye karar verdik.

Biliyorum bu senin açından çok üzücü oldu, ben de kendime çok kızıyorum ama bana da hak vereceğine inanıyorum, sonuçta baba olacağım ve baba olurken eşimin yanında olmak istiyorum. Lütfen anlayış göster. Ne olur beni bir daha arama, mesaj atma, eşimi üzmeden iyi bir baba olmaya çalışacağım.

Sen mükemmel bir kızsın, seni hak eden bir erkeğe ihtiyacın var ama şu durumda o erkek ben değilim, sana mutluluklar diliyorum. Kendine çok iyi bak.

Aybars

İlk okuduğunda yaşadığı şoku atlatıp, maili tekrar okudu, on iki saat içinde yaşadıklarına kendisi de inanamadı, önce sevgilisi ile harika bir zaman geçirmiş, sonra kendisini ona teslim etmiş, şimdi de terk edilmişti. Üstelik daha birlikte olduklarının üstünden on iki saat geçmeden.

Kendisini çok kötü hissetti, midesi bulanıyordu, tuvalete zor yetişti, midesinde ne varsa hepsini çıkardı. Perişan olmuştu, tuvalette oturdu, ağlamaya başladı, on dakika hiç durmadan ağladı, kendisine, Aybars’a, Aybars’ın karısına lanetler yağdırdı. En çokta kendisine kızdı, nasıl bu kadar saf olabildiğine kızdı, nasıl bu kadar çabuk evet dediğine.

Sonra elini yüzünü yıkadı ve işinin başına döndü. Bunu atlatacaktı, başka çaresi yoktu.
Aybars’tan sonra hayatına bir çok erkek girdi, kimi zaman tek gecelik ilişkiler yaşadı, kimi zaman kısa süreli birliktelikler. Ama bir daha hiç aşık olmadı.

İş yaşamında da farklı şirketlerde görev yaptı, en son şirketinden Genel Müdürün en son ya benimle olacaksın, ya da bu şirketten ayrılacaksın tacizinden dolayı işi bıraktı. İş ilanlarına bakarken Uluslar arası bir firmanın Halkla İlişkiler grubunun ilanını gördü. İstekleri ile kendisinin kariyeri oldukça uygun gözüküyordu. Müracaat etti, bir hafta sonra da Berfin Hanım ile görüşmeye gitti.

Berfin ile ilk karşılaştığı an iş görüşmesine gittiği andı. Daha kapıdan içeri girerken birbirlerinden pozitif enerji almışlardı. Görüşme çok olumlu geçti ama hemen karar alınmadı. İki hafta sonra Berfin onu tekrar çağırdı ve kendisine bağlı olarak çalışacağını, maaşını, sosyal haklarını anlattı. İşi hemen kabul etti.

O günden bugüne dört yıl geçmiş ve Berfin’in yardımcısı pozisyonuna kadar yükselmişti. İlk görüşmede birbirlerinden aldıkları pozitif enerji, bu süre içinde de devam etmiş ve çok yakın arkadaş olmuşlardı. Berfin kendisi hakkında her şeyi bilirdi ama o Berfin hakkında çok fazla şey bilmezdi. 

Dört yıl içinde bir çok kez birlikte zaman geçirmişlerdi. Berfin’in eşi Bars ile de tanışmıştı. Birbirlerine çok uygun gözükmelerine rağmen hep bir terslik olduğunu sezinlemişti onların ilişkisinde, sanki dışarıda rol yapıyor gibiydiler, gerçek hayatlarında sorunlar olduğu kesindi, çünkü Berfin neredeyse on saatten fazla zamanını işte geçiriyordu. Bir çok kez kendisi eve giderken Berfin’in hala çalıştığını görür ve neden eve gitmediğini anlamazdı.

Ancak bu son iki üç haftadır Berfin’de bir farlılık vardı, işe çok az geliyordu, çok dalgındı, erken çıkıyordu.  Birkaç kez Berfin ile konuşmaya çalışmıştı ama Berfin bir şey anlatmak istemiyorsa, onun ağzından bir şey alabilmek imkansızdı. Dün akşam üzeri Berfin aradığında konuşacaklarını düşünmüştü;

-            Yasemin sadece beş dakikanı alacağım, gelebilir misin?
-            Tab, canım, geliyorum.

Hemen masasından kalktı, Berfin’in odasına girdi, kapıyı arkasından kapadı.

-            Gel Yasemin, otur şöyle.
-            Anlat bakalım, neler oluyor?
-            Ne anlatayım, bir şey olduğu yok.
-            Yapma Berfin, birbirimizi dört yıldır tanıyoruz, şu son bir iki haftadır sen de bir şeyler var, o eski Berfin yok, dağınık, dikkatsiz ve çalışmaya neredeyse ara vermiş bir Berfin var, sorun Bars mı?

Berfin’in yüzünü incelediğinde gerçekten ters giden bir şeyler olduğunu anlamıştı ama Berfin anlatıp anlatmamakta kararsız gözüküyordu.

-            Hadi Berfin, bana güvenebileceğini biliyorsun, neden anlatmıyorsun, Bars ile mi ilgili?
-            Hayır, Bars ile ilgili değil.
-            Ne oldu peki, nedir seni bu kadar üzen, sıkan şey?
-            Yarın birisi ile görüşmem gerek.

Bu pek alışılageldik bir durum değildi, Berfin çok önemli olmadığı sürece işten izin almazdı.

-            Buluşma derken, nasıl bir buluşma bu?
-            Detaylarına girmeyeceğim Yasemin, sadece yarın bunu halletmem lazım, o yüzden yardımına ihtiyacım var, yarın Bars beni ararsa senden beni görmediğini söylemeni istiyorum, izinli falan bir şey uydur.
-            Tamam söylerim tabi de, zaten gelmeyeceksen izinli olup olmadığının ne önemi var.
-            Yok yarın bir süre burada olacağım, sonra çıkacağım.
-            Bilmece gibi oldu, yarın aslında buradasın ama burada değilmişsin gibi davranacağım, hatta seni yarın hiç görmeyeceğim ve Bars’a yalan mı söyleyeceğim? Hem beni arayacağını nereden biliyorsun, kendisi de gelebilir, gerçi hiç geldiğini görmedim ama…
-            Yok gelmez, arayacaktır mutlaka, akşam üstü arayacaktır seni.
-            Peki seni ararsa ne olacak? İşyerinden veya cebinden?
-            Onu ben düşünürüm, senden istediğim sadece seni ararsa söylediğimi aktarman Yasemin, gerisini bana bırak, ben halledeceğim. Oldu mu?

Berfin bu tavrı ile konuşmanın bittiğini ve çıkmak istediğini belirtmişti, Yasemin daha fazla üstelemek istemedi ama bu nasıl bir şeyse hoşuna gitmemişti, Bars'ı severdi, bu ne buluşmasıydı böyle, ancak Berfin'i kıramazdı.

-            Peki Berfin, istediğin gibi olsun ama inan çok merak ettim hatta biraz endişelendim, endişelenmemi  gerektirecek bir şey yok değil mi?
Berfin ilk defa gülümseyerek;
-            Yok hayatım, merak etme, yarını bir atlatayım, sana her şeyi anlatacağım, şimdi izninle çıkmam gerek.
-            Tamam canım.

İkisi de kalktılar, Berfin Yasemin’e sarıldı, o kadar sıkı sarılmıştı ki Yasemin de şaşırdı, bir akşam ayrılması değil de, sanki bir daha görüşemeyecekleri gibi bir sarılmaydı. Birbirlerinin yanaklarından öptüler, Berfin çıktı, Yasemin odasına döndü.

Dün akşam yaşadıkları bu durumdan sonra, sabah her zaman olduğu gibi Berfin sabah erkenden işe gelmişti, birkaç kez telefonda iş ile ilgili birkaç şey konuşmuşlardı. Sonra saat iki gibi Berfin’e bir şey sormak için gittiğinde, odasında olmadığını görmüştü. Akşama kadar da bir daha görünmedi, akşam üzeri saat altı gibi de Bars aramıştı ve aynen Berfin’in düşündüğü gibi sormuştu. O da Berfin’e söz verdiği gibi davranmıştı.
Saatine baktı, dokuza geliyordu, hazırlandı, Bars’ın aradığını Berfin’e bildirmek için cebinden Berfin’i aradı ama telefon açılmadı, herhalde evinde Bars ile birliktedirler artık diye düşündü, eve gidince olmazsa bir kere daha arardı. Bilgisayarını kapatacakken mail kutusunda yeni bir mail gördü, Ayhan Yılmaz diye birisini tanımıyordu, merak etti, mailin üstüne tıkladı,

Bu fotoğrafın ilgini çok çekeceğini sanıyorum.
Ayhan

Ekinde bir jpeg uzantılı dosya vardı, merak içinde dosyayı açtı, önce kim olduklarını tanıyamadı, biraz daha yakından bakınca şaşkınlıktan dona kaldı.

Fotoğraf bir cafe’de çekilmişti, fotoğraftakiler ise Berfin ve Aybars idi.

BARS ..... Bölüm 2

BARS  Bölüm 2


Aynı saatlerde Jake Curdy yeni gelen proje ile ilgili hazırlanmış raporu okuyordu. Chicago’dan gönderilen rapor “ ÇOK GİZLİ “ olarak hazırlanmış ve kendisine teslim edilmişti. İki sayfa hazırlanmış  raporu okuduktan sonra uzun bir süre düşündü. Genel Merkez için çok önemli bir proje olduğu ortadaydı ve bu projenin gerçekleşmesinde Türkiye’deki TRISTAR önemli bir rol oynayacaktı. Raporun içeriğini Genel Merkezdeki patron ve bir kaç kişi dışında kimse bilmiyordu. Aynı gizliliği Türkiye’de göstermek istediklerini patron açık açık belirtmişti.

Jake Curdy, otuz beş yaşlarında, atletik yapılı, esmer yakışıklı bir adamdı. İllinois Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliğini birincilikle bitirmişti. Zaten daha okuldayken sektördeki ana firmaların dikkatini çekmiş, bir çoğu okuldan mezun olmadan iş teklifleri yapmıştı. Öncelikle Uzak Doğu Felsefesi ve yakın dövüş sanatları çok ilgisini çekiyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra iş arama yerine, okuldan samimi arkadaşı Gefry ile birlikte uzun zamandır planladıkları Uzak Doğu gezisine çıktılar, yaklaşık iki ay sürmesini bekledikleri gezide Nepal, Hindistan, Tibet, Tayland ülkelerini gezdiler, felsefelerini öğrendiler. Zaten okuldayken devam ettikleri yakın dövüş sanatlarının inceliklerine bu ülkelerde daha da vakıf oldular. İki ay geçmesini planladıkları gezi yaklaşık bir sene sürdü. Bir seneyi bitirdiklerinde Jake geri döndü, Gefry ise Tayland’da kaldı.

Jake İllinois’e döndükten sonra bir süre dinlendi, iş aramadı ama Jake’in döndüğünü öğrenen firmalar ona tekrar iş teklif etmeye başladılar. Yirmi beş yaşına gelmiş ama herhangi bir işte henüz çalışmamıştı. Gelen teklifleri değerlendirmeye karar verdi. İllinois dıışına pek çıkmak istemiyordu ama İllinois’ten de kendisine ve isteklerine uyan bir teklif gelmemişti. İçlerinde en ilgisini çeken TRISTAR diye bir firmanın teklifiydi.

Internetten TRISTAR hakkında bilgi toplamaya karar verdi, şirketin web sitesine girdikten sonra şirketin kimliğini, ürünleri, çalışma felsefesini, misyon ve vizyonlarını dikkatlice okudu, iş yeri Chicago’ydu ama Dünya’da yaklaşık on değişik ülkede de faaliyet gösteriyorlardı. Tamamen yazılım üzerine ve oldukça önemli projelere imza atmış bir şirket gibi duruyordu.

TRISTAR’ın teklifine olumlu yanıt verdi, bir kaç gün sonra da İnsan Kaynakları Müdürü Jacklyn Dole kendisini arayarak görüşmeye davet etti. Tüm geliş, gidiş ve konaklamaları Jacklyn halletmişti.

Chicago’ya vardığında onu kapıda karşılayan bir şöför, havaalanından önce otele oradan da görüşmeye götürdü. Kapıda Jacklyn onu bekliyordu, açıkçası şimdiye kadar gördüğü ilgiden oldukça memnun kalmıştı. Önce Jacklyn ile iki saatlik bir görüşme yapmışlardı. Görüşme oldukça güzel geçmiş, Jacklyn hem şirket hakkında, hem pozisyon hakkında oldukça detaylı bilgiler akatrmıştı, Jake’de kendisi, beklentileri hakkında bilgi vermişti. Bundan sonraki aşamanın ne olacağını düşünmeye başlamıştı ki, Jacklyn izin isteyerek bir telefon görüşmesi yaptı. Daha sonra birlikte çıktılar.


Asansörde Jacklyn, bundan sonraki görüşmenin çalışmasını düşündükleri bölümün yöneticisi Belinda Jayson ve TRISTAR firmasının hem sahibi, hem de Genel Müdürlüğünü yapan  Archie Ayzeg ile olacağını söylemişti. Birinci görüşmede çok heyecanlanmasa da ikinci görüşmenin çok daha çetin geçeceği belliydi.

Jacklyn on ikinci kata geldiklerinde önden yürüyerek Jake’e rehberlik etti. Modern mobilyalar ile döşenmiş teknolojik bir bekleme salonuna geldiler, köşede yine büyükçe bir çalışma masası ve arkasında son derece güzel, alımlı bir kadın oturuyordu. Jacklyn, Jake’i koltuklardan birine davet edip, asistanın yanına gitti, sonra da kapıyı vurarak içeri girdi. Bir kaç dakika sonra kapı taçıldı ve Jacklyn Jake’i içeriye davet etti, kendisi girmedi, başarılar diledi ve Jake’in arkasından kapıyı kapadı.

Chicago’ya onikinci kattan bakan her tarafı cam bir odadaydı, çok sadece cam bir masanın arkasında oturan bir adam ile karşısındaki koltuğa oturmuş bir kadın vardı. Jake kapıdan girer girmez her ikisi de ayağa kalktı ve el sıkıştılar. Birbirlerini tanıttılar ve konuşmaya başladılar.

Yaklaşık üç saatlik görüşmenin ardından Genel Müdür Archie, asistanını arayarak Jacklyn’in gelmesini istedi. Jacklyn kapıdan içeri girdiğinde Archie, Jake’in iş teklifini kabul ettiğini, ayrıntılar ve yapılması gerekenler hakkında Jacklyn’e kısa bir bilgi verdi ve Jake, Jacklyn ile birlikte odayı terk etti.

On beş gün sonra oldukça  iyi bir maaşla, yeni yerleştiği evinden işine gitmeye başladı. Çalıştığı bölümde bir çok projeye imza attı. Yaklaşık altı yıl boyunca şirkette göstermiş olduğu başarılar ile bir çok ülkeye verdiği danışmanlık hizmetleriyle hep ön planda oldu.

Ta ki bir gün Archie ve Belinda kendisini özel bir görev için çağırana kadar. Archie, Türkiye operasyonundan memnun değildi, orada bulunan Ülke Müdürünün yerine birisini aradığından bahsetti. Jake bu poziyonu kendisine teklif edileceğini anladığında heyecanlandı, çünkü daha önce bir çok ülkeye danışman olarak gitmişti, Türkiye’ye de bir kaç proje için gitmiş, İstanbul’da bir kez Koc grubuna, bir kez de bir Askeri Projede yardımcı olmuştu. Ancak bu ülkeye yönetici olarak gidebileceğini hiç düşünmemişti.
Sonuçta Belinda pozisyonu, Archie’de sosyal olanaklarını anlattığında kendisi için yeni bir dönemin başladığına inanmıştı. O gün işi kabul etti, bir ay sonra da İstanbul’daki ofisin başına geçti.

İstanbul’da kurulu olan ofise ilk geldiğinde yaptığı personeli tanımak olmuştu. Ofiste yaklaşık yirmi kişi çalışıyordu, asistanlığını çok iyi ingilizce konuşan Seda yapıyordu, ufak tefek minyon bir kızdı, yirmi sekiz yaşındaydı ve işini oldukça iyi yapıyordu. Yazılım grubunda iki yönetici vardı, onun dışında on beş tane de yazılımcı.

Yöneticilerden birisi Emine idi, genelde uygulamalar ile ilgili bölümü yönetiyordu, otuz beş yaşlarında, evli, iki çocuğu olan, balık etinde bir kadındı, ilk başlarda biraz aksi gibi gözüksede, sonrasında oldukça uyumlu birisi olduğunu anlamıştı, yazılım test grubunun başında ise Erdal vardı, o da otuz altı yaşında, boşanmış, biraz problemli bir tipti.

Daha sonra elemanlar ile tek tek konuşarak hem kendisini, hem onları tanıma fırsatı yakalamıştı. Şimdiye kadar gördüklerinin içinde en beğendiği Bars adındaki genç olmuştu, ateş gibi bir gence benziyordu, o da şirkete yeni katılmıştı ama şimdiden geleceği çok parlak gözüküyordu. Yalnız bir takım sorunları olduğu belliydi, işte çok fazla zaman harcıyordu, halbuki yeni evlendiğini biliyordu, sıkıntıları konusunda ileride ona yardımcı olabileceğini düşünüyordu.

Projeler, müşteriler, arkadaşlar, seyahatler derken İstanbul’da geçen dört yıl, otuz bir yaşında geldiği İstanbul’da, otuz beş yaşına gelmişti. Hızlı bir hayat yaşamış ama şirketi geldiği günden bugüne kadar neredeyse beş katı büyütmüş, çok karlı projelere imza atmış, bir çok yeni müşteri kazandırmıştı. Askeri projelerde gizlilik kavramını çok güzel bir şekilde yerleştirmiş ve bu konuda çok titiz davranan müşterilerinin güvenini kazanmıştı.

Geçen dört yıl boyunca da eleman sayısını arttırmadan ellerindeki gücü çok verimli kullandılları için şirketin karlılıiı da artmış, bu kardan ufak bir payı çalışanlarına dağıtınca, onların da şirkete sadakatini sağlamıştı. Sonuç olarak baktığında hem şirketi, hem kendisi, hem de çalışanları durumdan oldukça hoşnuttular.

Tek can sıkıcı olay Erdal’ın işten ayrılması olmuştu, aslında bu sıkıcı olay sayesinde Bars’ı kazanmış, Bars’ı Erdal’ın yerine getirmişti. Açıkçası bu değişiklikte şirkete çok olumu puanlar kazandırmıştı. Bars’da gördüğü cevher sonunda ortaya çıkmış, Bars’ın adı TRISTAR genel merkezinde bile anılmaya başlanmıştı. Bars’a söylememişti ama onun için hazırlamış olduğu kariyer planında Bars’ı kendi yerine aday göstermişti. Archie’de bunu onaylamış, ne tarz eğitimler verilmesi gerekiyorsa sağlanmasını istemişti.

Düşüncelerinden sıyrıldı, elindeki raporu tekrar okudu, bu kadar GİZLİ bir projeyi kiminle nasıl götüreceğini düşünmeye başladı. Patron bu konunun çok özel ve öenmli olduğunun defalarca altını çizmişti. Bu konuda şirkette de farklı bir yapılanmaya gitmesi gerekecekti.

Bu konuyu en güvendiği insanlar ile konuşmaya karar verdi, her şeyi anlatmayacaktı ama en azından biraz bilgi vererek onların da görüşlerini almak mantıklı olacaktı.
Saatine baktı, mesai saati geçmişti, ama Bars’ın hala ofisinde olduğuna emindi, Emine muhtemelen çıkmıştı. Önce Emine’yi aradı, tahmin ettiği gibi telefonunu açan olmadı. Sonra Bars’ı aradı, evet Bars yerindeydi.

-       Bars merhaba, çıkmamışsın hala?
-       Çıkmadım Jake..

Bars’ın sesinde bir tuhaflık olduğunu hemen sezdi.

-       Bir terslik mi var, sesin pek iyi gelmiyor?
-       Yok, yani bilmiyorum, Berfin’e ulaşamadım, umarım bir aksilik yoktur, bir şey mi vardı?
-       Evet Bars, seninle bir şey konuşmak istiyorum, ama acelesi yok, yarında olabilir.
-       Yok, henüz çıkmıyorum, geleyim istersen?
-       Tamam gel, birer kadeh Jack Daniels atalım mı konuşurken?
-       Olur, sen hazırla, iki dakikaya oradayım.

Masasından kalktı, içki dolabına gitti, iki kadeh çıkardı, Jack Daniels’ları hazırlarken Bars içeriye girdi. Sıkıntılı hali hemen belli oluyordu. Sorup sormamak arasında tereddüt etti, Bars isterse anlatır diye düşünerek o konuya hiç girmemeyi tercih etti. Her ikisi de misafir koltuklarına karşılıklı geçtiler, kadehlerini tokuşturduktan sonra Bars sordu;

-       Evet, seni dinliyorum Jake, ne hakkında konuşmak istiyorsun?

BARS ....... Bölüm 1

Şimdiye kadar üç tane roman denemem vardı ( Giz, Coşku ve Doruk ) ve bunları da çeşitli sosyal ortamlarda paylaşmıştım, Dördüncü deneme romanım BARS'a başlamıştım, hayalim olan Botswana ve tarzım olan polisiye tadında bir roman planlıyordum, ancak Bars istediğim gibi gitmedi ya da daha doğrusu ben istediğim gibi yazamadım. O yüzden de sanıyorum altı veya yedi bölüm sonra bıraktım, beni takip eden arkadaşlarım anımsayacaktır.

Ancak Botswana ve Polisiyeyi bir şekilde kafamda birleştirmeye kararlıyım. O yüzden BARS'ı tekrar ele almaya karar verdim. Bazı bölümler aynı kalsa da, bazı karakterler ve gelişmeleri  değiştirerek devam edeceğim.

İkinci değişiklikte romanımı blogumda yayınlayacağım, isteyen istediği zaman okuyabilir. Bana iyi yazmalar, size iyi okumalar diliyorum.

Sevgilerimle,
Haluk
25.12.2011 22:00
------------------------------------------------------------------------------------------------
BARS - Bölüm 1 


Eve gitmeyi hiç istemiyordu. Son zamanlarda evde yaşadığı problemler onu evinden soğutmuştu. Mesaiye de kalmak istemiyordu, canı farklı bir şeyler yapmak istiyordu ama o farkın ne olduğunu bir türlü kendi kendine açıklayamıyordu.

Beş senedir  aynı şirkette çalışıyordu, Yirmi üç yaşında İstanbul Teknik  Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünü bitirmiş, daha sonra akademik yaşamı tercih etmeyip iş yaşamına atılmıştı.

Bir kaç sene çalıştıktan sonra kendi isteği ile askerliğini de tamamlamış, döndükten sonra yine aynı üniversiteden sınıf arkadaşı Berfin ile evlenmişerdi. Herkesin büyük aşk diye nitelendirdiği ve neredeyse herkesin evleneceklerine kesin gözüyle baktıkları birliktelik, beklendiği gibi gerçekleşmişti.

Berfin ile üniversiteye ilk başladıkları yıllarda tanışmışlar ve birbirlerine aşık olmuşlardı, ikisinin de daha önce ciddi olmayan bir kaç birlikteliği olmuştu ama tanıştıktan sonra gerçek aşkı bulduklarına inanmışlardı. Üniversite yaşamı boyunca birlikte büyümüşler ve yaşamın tadını birlikte çıkarmışlardı.

Askerliğini bitirip döndükten sonra Yazılım ile uğraşan TRISTAR adlı bir Amerikan şirketinde yazılım uzmanı olarak işe alınmıştı. TRISTAR Türkiye'de çok özel  askeri projeler gerçekleştiren ve beş yaşında bir firmaydı. İş için kalifiye bulunmasına rağmen kendisi hakkında istihbarat toplamaları ve kabul etmeleri neredeyse bir ayı bulmuştu. Mali yönden de son derece tatmin edici bir maaş önermişlerdi. İşi aldıktan sonra biraz aile baskısı, biraz Berfin'in baskısı ile evlilik gündeme gelmişti. Kendinin ne kadar istediğinden emin olmadan da kendini evlilik sürecinin içinde buluvermişti. Bir yerlerde bir yanlış vardı ama o yanlışı o zaman bulabilmesi mümkün değildi.


Berfin ise Bilgisayar Mühendisliğini bitirmesine rağmen, daha çok sosyal projeler ile ilgilendiği için, Uluslararası bir firmanın Halkla İlişkiler Bölümüne müracaat etmiş ve kabul edilmişti. Ona da teklif edilen maaş oldukça tatmin ediciydi. Böylelikle her ikisi de finansal bir zorluk yaşamadan daha çok genç yaşta kariyer yapabilecekleri birer iş sahibi olmuşlardı.

Balayını nerede geçireceklerine ise Berfin karar vermişti, Puket Adasına gitmişler, cennet gibi bir ortamda harika bir hafta geçirmiş ve dönmüşlerdi.

İlk başlarda sorunsuz giden evliliklerinde ufak tefek problemler başlamıştı, çalışma tempoları o kadar yoğun geçiyordu ki, birbirlerini hiç göremedikleri zamanlar oluyordu. Birlikte yapmaktan keyif aldıkları bir çok şeye eskisi kadar zaman ayıramaz olmuşlardı, işin ilginci her ikisi de bu tempodan memnun gibiydiler. Eskiden hemen hemen her gün sevişirken, zamanla iki günde bire, daha sonra yavaş yavaş haftada bire kadar düşmüştü.

Bu sırada bir aile toplantısında ortaya atılan çocuk konusu ise ikisi açısından da bir başka anlaşmazlığa yol açmıştı. Berfin çocuk konusunu bir an önce halledip kariyerinde ilerlemeyi savunuyordu. Ona göre çocuk halledilmesi gereken bir mesele gibiydi. Halbuki, kendisi daha evliliği henüz sindirememişken, çocuk olayını çok erken buluyordu. Bu düşüncesini dile getirdiğinde Berfin'den hiç beklemediği bir tepki almıştı " ya şimdi, ya çok uzun zaman sonra ". Arası yoktu, Berfin kendisine göre en verimli döneminde hamile kalmak istemiyordu. Böylelikle istemeye istemeye bebek olayına razı olmuştu.

Bir kaç aylık uğraştan sonra Berfin hamile kalmıştı. Ancak hamilelik zaten düşüşe geçmiş birlikteliklerinde artılar getireceğine, daha çok problem yaratmıştı. Berfin çalışma temposunu hiç düşürmemiş, hatta işte daha fazla zaman geçirmeye başlamıştı. Birlikte akşam yemeğine oturdukları geceler azaldıkça azalmış, sevişmeyi artık tamamen bırakmışlardı. Bu durumdan hoşnut olmamasına rağmen, bunu Berfin ile konuşmayı istemiyordu. Berfin işte oldukça keyifli gözüküyor  ama eve bu neşesini taşımıyordu. Birlikteliklerinde bir sorun var olduğunu her ikisi de görmelerine rağmen, bunu konuşmuyorlar ve görmezden geliyorlardı.

Hamileliğinin altıncı ayında yaşamlarını tamamen değiştiren bir olay yaşamışlardı. Yine çok yoğun geçen bir çalışma gecesinin ardından Berfin eve arabasıyla gelirken, bir araba ile çarpışmıştı. Bu kaza sonunda acilen hastahaneye kaldırıldığında bebeği kaybettiklerini öğrenmişerdi. Bu kaza ve bebeğin kaybı aralarında zaten kopmaya hazır ilişkinin de bir habercisi olmuştu. Berfin toparlanıp hastahaneden çıktıktan sonra bir daha bebek lafı  edilmemişti ve o günden sonra da zaten hiç bir şey eskisi gibi olmamıştı.

Tekrar saatine baktı, yarım saat geçmişti, hala tam karar verememişti, eski günleri düşününce içinden Berfin'i arayarak bu gece bir şeyler yapalım demek geçti. Eline telefonu aldı, Berfin'in numarasını çevirdi, Meşgul !! Daha sonra denerim diyerek gelen elektronik postalarını kontrol etti, işle ilgili yeni bir kaç tane mail vardı, Berfin'i tekrar aradı, yine Meşgul !!!  Hevesi kaçmak üzereydi, en azından mesaj atayım diye düşündü, "Akşama bir şeyler yapalım mı? "  diye yazdı ve gönderdi. Tekrar işine döndü. Aradan on dakikadan fazla bir zaman geçmesine rağmen Berfin'in geri dönmediğini fark etti, tekrar Berfin'i aradı, telefon yine Meşgul !!!!!  Bu sefer iş yerini aradı. Direk telefonu çaldı, çaldı ama açan olmadı. Merak etmeye başlamıştı. Tekrar bir kaç kez denedi, sonuç aynıydı, Meşgul !!!!!

İyice meraklanmıştı, neredeyse yarım saattir Berfin'e ulaşmaya çalışıyodu ama ne SMS, ne normal telefon ne de cep telefonundan sonuç alamamıştı. Berfin'in iş arkadaşı Yasemin'i aramayı düşündü, en azından ona haber bırakabilir ve kendisini aramasını söylerdi. Yasemin'in cep numarasını buldu;

- Merhaba Bars, bu ne sürpriz böyle, sen beni ararmıydın hiç?
- Merhaba Yasemin, ararım canım yapma ne olursun, en son ben aramamış mıydım yine?
- Evet, doğru, sen aramıştın, Berfin'i sormak içindi yanılmıyorsam değil mi?
- Haklısın canım, işte bindik bir alamate, gidiyoruz kıyamete derler ya, nasıl bir yaşam kavgası içindeysek, görüşemiyoruz da....
- Doğru söylüyorsun, bakma sana sitem ediyorum ama inan benim de arkadaşlarım bana sitem ediyor, ee nasılsınız? Keyfiniz nasıl?
- İyiyiz, yarım saattir sevgili karıma ulaşamıyorum, hep meşgul, sen ona bir anımsatır mısın benim aradığımı, senden onu rica edecektim.
- Anımsatmak mı? Berfin bugün işe gelmedi ki !!!!

Önce ne olduğunu anlayamadı, sabah yine birlikte kalkmışlar, giyinmişler ve ikisi de kendi araçları ile işe gitmek üzere evden çıkmışlardı. Berfin bugün işe gitmeyeceğine dair hiç bir şey söylememişti. şaşkınlığını belli etmemeye çabalayarak tekrar Yasemin'e döndü;

- Öyle mi, sabah çok konuşamadan aceleyle çıktık, herhalde bir yerde toplantısı falan vardı, söylemeyi unuttu Yasemin'ciğim, önemli değil, arar birazdan herhalde.
- Yani herhalde öyledir ama bildiğim bugün için izin aldığı, belki benim de bilmediğim bir başka toplantısı olabilir Bars, istersen soruşturayım.
- Hayır canım gerek yok, arar birazdan, çok teşekkür ederim, en kısa zamanda görüşelim.
- Tamam Bars, vallahi görüşelim, hatta şöyle gidelim Ortaköy'e, oturalım bir rakı, balık yapalım bir yerlerde, çok uzun zamandır birlikte bir şey yapmıyoruz.
- En kısa zamanda Yasemin, görüşürüz, iyi akşamlar.
- İyi akşamlar, bye bye.

Telefonu kapadıktan sonra Berfin'in numarasını tekrar çevirdi, bu sefer telefon çaldı, çaldı ama açan olmadı. Bir şeyler ters gidiyordu ama ne olduğunu algılayamadı.